Ana Acısını Bastıran Yurt Görevi
Aralık 6, 2008
Lozan Görüşmeleri’ndeki kısıntı olasılığı Başkomutan Gazi Mustafa Kemal Paşa’nın da gündemindeydi. Fevzi Çakmak “aynı zamanda” Musul ve Boğazlar’a yürüyüş için birliklerine toplanma yönergesi verirken o da durumu yerinde uygulamalı olarak görmek için İzmit’e bir gezi planlıyordu.
14 Ocak’da Ankara’dan trenle yola çıkan Gazi ertesi gün Eskişehir’de çeşitli çalışmalar yaparken Annesi Zübeyde Hanım’ın ölüm haberini aldı. Kendisini doğuran, en zor koşullar altında büyüten insana karşı son görevini yapması gerekiyordu. Ama daha önemli bir “yurt görevi” vardı. Bu “görev” yanında hiçbir kişisel duygu ve düşüncenin yeri olamazdı. Cenazenin İzmir’de kaldırılmasını istedi ve kendisi gezisini sürdürerek İzmit’e geçti. İzmit Kasrı’nda 16-17 Ocak gece yarısından sabaha dek “İstanbul Matbuatı” nın ileri gelenleriyle altı saatlik bir “mülakat” yaparak Yeni Türkiye’nin temel sorunlarına ve geleceğine ilişkin soruları yanıtladı.
Gazi “Musul Meselesi”’yle ilgili açıklamalar yaparken Lozan’da Lord Curzon’un “Musul Irak’ın ayrılmaz bir parçasıdır. Musul, Irak için elzemdir. Bunu vermeyeceğiz. İsterseniz sizi petrollere iştirak ettirelim.” yaklaşımında olduğunu, “Halbuki Musul Vilâyeti bizim için petrol değil, memleket meselesidir.” diyerek Türk yaklaşımını özetledi. Falih Rıfkı’nın “İstanbul’un Müdafaası gayri kabil midir?” sorusuna önemli bir ayrıntı yaparak verdiği yanıtla kaygısını da belirtti:
-“İstanbul iki parçadan ibarettir. Anadolu tarafındaki parçası emniyetle müdafaa olunabilir. Diğer parçası Trakya üzerinde olduğu için Trakya’nın mukadderatına tabidir.”
Gazi sonra “Musul’a gelelim…” diyerek Musul’un kendi bulduğu “hudud-u milliye” kavramı dahilinde olduğunu açıkladı. Bu tabiri ilk kez kendisinin kullandığını, bununla Mondros Mütarekesi bağıtlandığında “süngülerimizin bulunduğu mahal hudud-u millî” olacaktı. O sırada Musul’un güneyinde birliklerimiz vardı. İngilizler Ali İhsan Paşa’yı aldatarak Musul’u işgâl etmişlerdi. “Musul bizim için çok kıymetlidir.” diyerek bunun iki gerekçesini açıklar:
1.“Civarında sınırsız servet teşkil eden petrol kaynakları vardır.
2.Bunun kadar mühim olan Kürtlük meselesidir.”
diyen Gazi İngilizlerin Süleymaniye’de oluşturmaya çalıştıkları “Kürt Hükümeti” konusuna değinerek bu fikrin Türkiye’ye “sirayet” edebileceğini vurgular. “Bu fikre mani olabilmek için hudud-u cenuptan geçirmek lazımdır.” diyerek çareyi de söyler.
Özdemir Bey’in “silsile-i cebel hattı” petrol servetini içermese de ulusal hükümlüğümüzle ilgili 2. gerekçeyi karşılamaktadır. Ama Lozan Heyeti’nin “petrol servetine” odaklanan ve bundan sadece “pay” vermeyi öneren İngiliz’ler kadar bile 2. gerekçesini anlayamadığını söylemek haksızlık olmasa gerek.
-“Bununla beraber Musul’u almamakla muharebeye devam mı edeceğiz?”
Diyerek büyük bir açıklıkla asıl soruyu kendisi sorar:
-“Her şey oldu bitti, Musul için harbe devam makul bir şey midir?”
Dedikten sonra sorusunu üsteler. Bu yönde oluşturulan kamuoyunun daha bir yıl önce tam aksi yöndeki eğilimini şöyle anımsatır;
-“Biliyorsunuz ki Yunanlılar Anadolu’ya çıktı. Hatta Sakarya’ya kadar geldi. Onları tard (uzaklaştırmak) için arzu-i umumiyi (genel arzuyu) tevhid (birleştirme) için düçar olduğumuz müşkülat büyüktür. Bir tarihte Yunanlıların İzmir’de kalmasıyla sulha intikal etmeyi arzu edenler çoğalmıştı. Demek ki Musul’u harben almak gayri mümkündür.”
Yanlış yorumları önlemek için bu görüşünün askeri değil, siyasi boyutunu öne çıkarır ve ekler:
-“Musul’u almak kolaydır ve cephedeki kuvvetlerimiz tamamıyle hazır ve amadedir.” “Mamafih ben şimdi kendi hususi nokta-i nazarımı söylüyorum. Meclis’in şu veya bu noktadaki fikrini henüz bilmiyorum.”
Gazi, tarihe kaydını düştükten sonra stratejik öngörüsünü bir kez daha ortaya koyan şu yorumu yapar:
-Yunanlılar Makedonya’dan şuradan buradan kuvvet getirerek Garbi Trakya’da Meriç civarında tahşidat (yığınak) yapıyorlar. Bu tahşidat belki bir blöftür. Murahhaslarımız ve bizim üzerimizde tesir yaparak konferansta konuşulan meseleleri kendi lehlerine halletmek istiyorlar.”
Gazi’nin analizinde Mudanya sırasında oluşan Çanakkale - Köysancak stratejik bağlantısının Trakya - Musul bağlantısına dönüştüğü görülmektedir. “Batı Trakya’yla ilgili maddeyi Misâk-ı Millî’ye ithal edenler hiçbir şey düşünmemişlerdir” diyerek ilginç ve çarpıcı bir eleştiri yapar.
-“Bunu yapan ben değilim. Bu madde sonradan ithal edilmiştir. Denilmiştir ki “arayı umumiyeye (halk oyuna) müracaat edilirse Garbi (Batı) Trakya’nın bize iltihakı temin edilmiş olacaktır.”
Sonraki sözleriyle bu maddeyi koyanların mantığını tahlil eder, Sonra şu cesur soruyu ortaya atar:
-“Garbi Trakya’nın bize geçmesi kuvvet midir? Zaaf mıdır?”
Gazi kendi değerlendirmesine göre bunun zaaf olduğunu aynı cesaretle vurgular. Çünkü Batı Trakya’nın kuzeyinde Bulgaristan, güneyinde Ege Denizi, batısındaysa Yunanistan vardır. Bu saptamadan sonra Gazi’nin yorumu müthiştir:
-“Bu arazi bir suretle iki düşman arazisine doğru uzanmıştır. Orasını elde tutmak için sarf olunacak çaba oradan elde edilecek istifadeye tekabül etmez (yararı karşılamaz). Anavatan’ın selameti nokta-i nazarından (bakış açısından) Garbi Trakya’dan sarf-ı nazar etmek lazımdır. Garbi Trakya hakkında muhtariyet (özerklik) vs… suretle ortaya atılan nazariyat muvakkat (geçici) mahiyeti haizdir. Meselenin hakiki olarak çare-i halli burasını Yunanistan’a bırakmaktır. Aynı zamanda Bulgarlarla Yunanlılar arasında daimi bir niza zamini olacaktır… Bulgarlar denize indikleri takdirde tabii Türk-Yunan dostluğu mevzu bahis olur.”
Ahmet Emin Bey Musul Sorunu’yla bağlantılı olarak Gazi’nin değindiği “Kürt Meselesi”’yle ilgili olarak “dahili bir mesele” olarak açıklanmasını ister. Gazi’nin yanıtları sanki günümüz Türkiye’sini de görür ve içerir derinliktedir.
-“Kürt Meselesi, bizim yani Türklerin menfaatine olarak da katiyen mevzu bahis olamaz. Çünkü malum aliniz bizim hudud-u milliyemiz (ulusal sınırlarımız) dahilinde mevcut Kürt anasırı o surette tavaffun etmiştir ki pek mahdut yerlerde haiz-i kesafettir (yoğunluğa sahiptir). Fakat kesafetlerini (yoğunluklarını) kaybede kaybede ve Türk anasırının içine gire gire öyle bir hudut hasıl olmuştur ki Kürtlük namına bir hudut çizmek istersek Türklüğü ve Türkiye’yi mahvetmek lazımdır. Faraza Erzurum’a kadar giden, Erzincan’a, Sivas’a kadar giden, Harput’a kadar giden bir hudut atamak lazımdır. Ve hatta Konya çöllerinde ki Kürt aşairini (oymaklarını) de nazar-ı dikkatten hariç tutmamak lazım gelir.”
Gazi’nin bu konuda ki yaklaşım ve tasarımı hem gerçekçi ve demokratik bir çözüm getirmekte hem de İngiliz emperyalizminin Şeyh Mahmut’un Kuveyt’ten Süleymaniye’ye dönüşüyle birlikte Nemrut Mustafa marifetiyle kurdurulan “tırsık hükümet” oyununu da bozacak ve Özdemir’in siyasal kadrosuyla hazırladığı özerklik projesinin önünü açacak nitelikteydi:
-“Başlı başına bir Kürtlük tasavvur etmek ise bizim Teşkilat-ı Esasiye Kanunu (Anayasa) mucibince (gereğince) zaten bir nevi mahalli muhtariyetler (yerel özerklikler) teşekkül edecektir. O halde hangi livanın ahalisi Kürt ise onlar kendi kendilerini muhtar olarak idare edeceklerdir. Bundan başka Türkiye’nin halkı mevzubahis olurken onları da beraber ifade lazımdır. İfade olunmadıkları zaman bundan kendilerine eşit mesele ihdas etmeleri daima variddir. Şimdi TBMM hem Kürtlerin ve hem de Türklerin sahib-i selahiyet (yetki sahiplerinden) mürekkeptir ve bu iki unsur bütün menfaatlerini ve mukadderatlarını tevhid etmiştir. Yani onlar bilirler ki bu müşterek bir şeydir. Ayrı bir hudut çizmeye kalkışmak doğru olmaz.”
Gazi çok özenli bir anlatımla TBMM açılışını uluslaşma sürecinin dönüm noktası olarak vurgulamaktadır. Misâk-ı Millî’nin tanımladığı “ortak yurt” ve “ortak devlet” in adı Türkiye’dir. İki ay önce Osmanlı Saltanatı ve Hükümeti’de kaldırılığından “Türkiye Devleti” nin tekliği ve egemenliği sağlanmıştır. Gazi farklı etnik kimlikler yanında ortak kimlik olarak “Türkiye Halkı mevzubahis”tir diyor, Hilafet kaldırılıp, Cumhuriyet laik bir niteliğe kavuşurken “Türkiye Halkı” kavramından yazı ve dil devrimiyle “ortak dil” yaygınlık ve etkinlik kazanıyor, Batı Türkçesi ulusal birliğin ve kimliğin çimentosu haline geliyordu. 1929 yılında kendi yazdığı Yurttaşlık Bilgisi (Medeni Bilgiler) ders kitabında “Türkiye Cumhuriyeti”ni kuran Türkiye Halkı’na Türk Milleti denir.” şeklinde ancak onun dehasından beklenebilecek bir tanımla kimlik konusundaki son noktayı koyar. Böylece Yeni Türkiye’nin kimlik arayışı 1919-29 arası on yıllık bir evrim süreci yaşamıştır. 10. Yıl Söylevi’ndeki “Ne mutlu Türk’üm diyene” özdeyişi bu sürecin altın tacıdır.
İzmit Mülakatı’ndaki önemli açıklamalardan sonra Başkomutan Mudanya Mütarekesi’ne göre İstanbul Boğazı’ndan 40 Km. kadar doğuda, Darıca-Gebze-Şile hattında mevzilenen Türk Birlikleri’ni denetler ve onlara “Boğazlara Yürüyüş” senaryosuna göre bir tatbikat yaptırır. Çanakkale Boğazı’nda 15 Km. geride olan Türk Birlikleri birkaç saatte Boğaza varabilecek durumdaydı. İstanbul Boğazı için 40 Km lik mesafe bir günde alınabilecek durumdaydı. Asıl sorun düşman donanması ve hava gücüydü. Başkomutan iki önlem daha alır:
1.İzmit Körfezi’nin en dar yeri olan Darıca-Topçular arası mayınlanarak karada ki mevzilere topçu bataryalar yerleştirilir. Böylece donanma koruması olmayan İzmit Körfezi’ne düşman gemilerinin girerek İzmit’i ve demiryolu hattını tehdit etmeleri önlenecekti.
2.İstanbul Boğazı’nın her iki yakasına Beykoz ve Sarıyer ormanlarında gizlenecek şekilde 1. 500 kişilik iki birliğin resmi üniformalarını çıkarark “Kuvva-i Milliye” tarzı yerleştirilmesi. Böylece Trakya ve İstanbul’daki sınırlı sayıda (8000 kişi) jandarma kuvvetinin Yunan ve İngiliz tehlikesine karşı takviyesine çalışılıyordu.
Kurtuluş Savaşı’nın Büyük Taarruz’a dek evrelerinde İstanbul’dan Anadolu silahlı cephane, personel vd… senaryolar yapılırken şimdi aksi yönde sevkiyat başlamıştı. Anadolu’dan İstanbul ve Trakya’ya sevkiyat ve takviye gizlice yapılıyordu. Özellikle top, makineli tüfek gibi ağır silahların eksikliği Trakya’daki birliklerimiz için yaşamsal bir tehlike yaratıyordu. Düşman donanmasının egemen olduğu Marmara Denizi ve Boğazlar’dan bu sevkiyat son derece zordu. Hatta bir keresinde Tekirdağ’a giden bir vapura gizlice yerleştirilen 30 top arama yapan düşman askerlerince ele geçirilmişti. Bu Büyük Taarruz’da kullandığımız top sayısının %10’una yakındı ve çok büyük kayıp olmuştu.
Gazi’nin anne acısını bile bastıran, “son görev” ini yapmasını engelleyen “yurt görevi” işte buydu. Bu önlemler Trakya ve İstanbul üzerinde yeni bir İngiliz-Yunan girişimini caydırıcı nitelikteydi. Geç kalınan Musul Cephesi bu kadar şanslı olmadığından İngilizler’in ilkbahar taarruzuyla Revanduz-Süleymaniye hattını kaybettiler.
“Ana Acısını Bastıran Yurt Görevi” için 24 yorum var.
Bir yorum ekleyebilirsiniz

FLO TV
Whipped Ass
Gang Bang Arena
Josh Hardman
Latina Abuse
Miss Bella Bellini
Hairy Pussy
Candie Wilder
Tabatha Sweet
Sky Modeling
Summer Time MILF
Awesome coverage! Thanks!
nice post
I second albertacowpoke’s question…
I hate guns If no guns of everyone,the world maybe well.
Think they would read the BILL if they had to live by it?
Well, it should be…
Yep what.s good for the goose is good for the gander. Great idea.
Notice that the Chinese know how to do a stimulus package, while no one in power seems to know how to do a stimulus package here in the US.
Thanks for sharing. His music will continue to rock!
I think you need a bit more of a story with this as this isn’t really a news story in its current form. Perhaps you could write about why you like Michael so much?
It is hard to say such a thing is clear.
Significant change, it is.
I’m sorry that’s j o c not LOC.
Awesome coverage! Thanks!
nice post
I second albertacowpoke’s question…
I hate guns If no guns of everyone,the world maybe well.
Think they would read the BILL if they had to live by it?
Well, it should be…
Abercrombie & fitch uk
ed hardy uk
Abercrombie outlet
abercrombie and fitch
tiffany online
bestellen forum cialis 20 mg viagra rezeptpflichtig cialis levitra cialis die t%C3%A4gliche anwendung
cialis erfahrungsberichte original cialis kaufen sildenafil citrate cialis 20mg rezeptfrei
Abercrombie clothing
buy viagra viagra online,buy viagra phuket
buy viagra on the web insurance,buy viagra australia
hollister Hollister