HÜKÜMETE İHTAR MİTİNGİ
6 Aralık 2008
Demokratik Kitle Örgütlerini ve siyasi parti temsilcilerini bir araya getiren 29 kasım mitingi bir nevi hükümete ihtar niteliğindeydi. Ankara dışından yaklaşık 200 otobüsle Sıhhiye Meydanını dolduran kalabalık adeta krize ve yanlış yönetime isyan etti. Doğalgaza ve elektriğe yapılan zamların geri çekilmesini isteyen vatandaşlar bu mitinglerin giderek büyüyerek süreceğini ifade ettiler.
Miting alanında ayaküstü sohbet ettiğimiz kadın sendikacılarımızdan Yaşar Seyman “ Bu mitingi çok başarılı buluyorum AKP İktidarına karşı bu bir ihtar mitingidir. Disk ve Keskin önderliğinde yapılıyor ama diğer sivil toplum örgütleri ve siyasi partilerde destekliyor çok coşkulu bir katılım var. Umarım hükümet bu mitinglerden gereken mesajı alıyordur. “ dedi. CHP Saflarına katılan çarşaflı yeni üyeler için de önceden planlı bir açılım olmadığını düşündüğünü söyleyen Seyman “ Bunun spontone gelişen bir olay olduğuna inanıyorum. Hele,hele CHP Genel Başkanı hiç bir zaman üye olacak kimselere kapılarını kapatmaz. Üstelik bu parti ulu önderimizin kurmuş olduğu bir partidir. Şayet bu partiye türbanlı veya çarşaflı fark etmez üye olmak istiyorsa olacaktır. Tabiki bizler ayrımcılıktan yana değiliz bizler Türk kadınlarıyız, demokratız halkız.” dedi.
Olabilir mi? Ne dersiniz
6 Aralık 2008
Geçmişten günümüze ülkemizde görev alan belediye başkanları gerek beğenilsin gerekse beğenilmesin en çok yaptıkları hizmetlerle anılırlar. Türk halkı da o eşsiz hiciv sanatı aşkı ile başkanları yaptıkları işle özdeşleştirerek onlara birer lakap takarlar. Mesela;
Asfalt Osman – Osman Kibar
İstanbul’da Fevziye Okulunu bitirdikten sonra, robert kolej’den mezun oldu. 1930 yılında izmir’de ticaret hayatına atıldı; zeytinyağı, sabun ve gliserin ticareti yaptı. 1 Aralık 1951′de, kurulmasında öncülük yaptığı Ege Bölgesi Sanayi Odası’nda ilk başkanlığını üstlendi. 1946 yılında politikaya atıldı. Demokrat parti’nin İzmir ve Ege kuruluşlarında görev aldı ve İzmir il Başkanlığı görevlerini yürüttü. 1964 yılında İzmir Belediye Başkanlığı’na seçildi, bu görevi dokuz yıl sürdürdü. Başkanlığı sırasında İzmir’in tüm yollarını asfaltlattığı için kendisine “Asfalt Osman” lakabı takıldı
Kaldırım Sami – Sami Aydın
ami Aydın AKP’li Sivas Belediye Başkanı. Sivaslıların düşüncesine göre Sivas’ta geçici işlerle halkın gözü boyayarak Belediye çok iyi çalışıyor görüntüsü oluşturuldu. Sami Aydın’ ın ilk ve en büyük icraatı şehir içinden geçen Mısmılırmak’ın ıslah edilmesi ile yapılmak istenilen AKSU adı verilen projesi. Bu proje ile Sami Aydın bir kaç ödül de aldı. İkinci olarak Sivas’ ın mesire yeri olan Paşa Bahçenin düzenlemesini yaptı. Ve bundan sonra şehirde sökmedik kaldırım bırakmayıp, yenidn yaparak adını KALDIRIM SAMİ ye çıkardı. SİVAS’ta İstasyon Caddesi’nde yenilenen kaldırımlara yerleştirilen LCD ekranlar da deneme yayınına başlandı. Sivaslılar ayaklarının altındaki ekranlarda yayınlanan görüntüleri ilgiyle izledi
Göbekçi Vedat – Vedat Dalokay
Vedat Dalokay, 1973 yılında Ankara’lı seçmenlerin %62’sinin oyunu alarak CHP’den Belediye Başkanı oldu, bu görevi 1977 yılına kadar sürdürdü. Ankara ulaşımını kavşaklar yoluyla düzenlemesi nedeniyle kendisine “Göbekçi Dalokay” denildi. Sıhhıye’deki “Hitit Güneşi Anıtı ve Lozan Meydanı” Dalokay’ın başkanlık döneminde yapıldı. Altınpark, Abdi İpekçi, Kuğulu ve Seğmenler Parkları onun başkanlığı döneminde yapıldı; Uydukent, Batıkent projeleri hazırlandı. Yaşam kalitesini yükseltmek için önemli projelere imzasını attı. Bu kentin mimari dokusunun Cumhuriyet ideolojisinin ve kültürel dönüşümün yansıması olduğu olgusunun da farkındaydı. Dalokay’ ın başkanlığı döneminde Ankara Belediyesi büyük bir saygınlık kazandı. Siyasal yapının değişmesinde, öncü rolü fark edilmeye başlandı.
Kavşak Melih - İ. Melih Gökçek
Melih Gökçek, 23 Mart 1984′de Keçiören Belediye Başkanlığı’nı kazandı. 1989’da ikinci defa aday olduğu Keçiören Belediye Başkanlığını kaybederek bürokraside çalışmaya başladı. 1991 yılında parti için dengeler ve siyasi konjonktür Gökçek’in ANAP’tan istifa ederek Refah Partisi’ne katılmasına neden oldu. 20 Ekim 1991 seçimlerinde Keçiören Bölgesi’nden Refah Partisi Ankara Milletvekili olarak parlamentoya girdi ve 2 yıl üç ay süren milletvekilliğinden sonra 1994 yılında milletvekilliği devam ederken Refah Partisi’nden Ankara Büyükşehir Belediye Başkanlığı’na aday oldu ve kazandı. Refah Partisi’nin kapatılması üzerine Fazilet Partisi’ne geçen Gökçek, Ankara Büyükşehir belediyesi’nin yönetiminde bulunduğu 15 yıldan beri; kente, katlı kavşak, köprülü kavşak yaptırmaya doymadı. Yeni kararlar ile, mevcut kavşakların sayısından daha fazla katlı kavşağı gene Ankara’ya eklemeyi düşünen Köprülükavşakseveroğlu’nun bu tutumuna karşı, Şehir Plancıları Odası Ankara şubesinin “katlı kavşaklar ideolojik bir tercihtir” açıklamasında; şehircilik anlayışına aykırı, kültürel varlıklara ve çok yıllık ağaçlara olabildiğince tahribat sağlayan, yayaları ve yaya haklarını ezip geçen, özel araç trafiğine mahkumiyeti sağlayan ve bundan dolayı havayı zehirle dolduran, kentte meydan bırakmamaya yönelen, görsel niteliği düşürüp kenti Melih Gökçek estetiğine mahkum eden, üzerine ise hiçbir çözüm sağlamayan mevcut katlı kavşakların yapımı için kullanılan kaynaklar ile “Çayyolu, Keçiören ve Sincan metrolarının tamamlanabilinip ayrıca en az 20 km. uzunluğunda yeni metro hattı inşa edilebileceği” nin söylenmesine rağmen, hala çok tartışılacak bir adım daha atarak Atakule’nin önündeki alana köprülü kavşak yapmaya hazırlanmasından dolayı;
Sn. Melih Gökçek’e “Kavşak Melih” lakabı uygun düşer mi? Ne dersiniz.
“ İ.Melih Gökçek yolsuzluk dosyalarını görünce panikledi
6 Aralık 2008
CHP Ankara İl Yönetim Kurulu Üyesi Dursun Bayram , CHP Grup Başkan Vekili Kemal Kılıçlaroğlu’nun Ankara Büyükşehir Belediyesi ile ilgili ortaya çıkardığı yolsuzluk dosyalarının ciddi olduğunu bilen İ. Melih Gökçek’în panikten ne yapacağını şaşırdığını söyledi. Gazetemize açıklamalar yapan Bayram ‘’ Büyükşehir Belediye Başkanı İ:melih Gökçek’in oğlunu da Çankaya İlçemizden aday yapmaya çalıştı, bunu başaramadı. Sn. Kemal Kılıçdaroğlu’nun ortaya koyduğu yolsuzluk dosyalarının doğru olduğunu kendiside biliyor. Hem oğlunu aday yapamamanın verdiği bir yenilgiyle hem de ortaya çıkan bu belgelerle birlikte kendisinin adaylığının tehlikeye düştüğünü anlayınca iyice panikledi ve seviyesini düşürdü. Her gün bir televizyon kanalında Sn: Kemal Kılıçlaroğlu’ na ağza alınmayacak sözler eden İ. Melih Gökçek umarım bayramdan sonra yapılacak tartışmada bu seviyesizliğini sürdürmez. Şayet bu tartışma bu şekilde gerçekleşecek olursa ben bir vatandaş olarak olaya müdahale etmesi için İçişleri Bakanlığı göreve davet ediyorum.’’ Dedi.
Keçiören’e Taze Kan
6 Aralık 2008
Çağ Ankara Gazetesi Kurucusu ve Emekli Öğretmen İlhami Öztürk, 29 Mart 2009 yerel seçimlerinde Keçiören ilçesinden Cumhuriyet Halk Partisi Belediye Başkanı aday adayı olduğunu açıkladı. Öztürk, partisi tarafından aday gösterilmesi halinde Keçiören için yapacağı çalışmalar ve projeleri ile ilgili Çağ Ankara gazetesinin sorularını yanıtladı.
Keçiören zorlu bir ilçe. Mevcut yönetimin Büyükşehir Belediyesi ile aynı partiden olmasına rağmen iki başkanın aralarındaki bir türlü bitmek bilmeyen husumet yüzünden yıllarca ihmal edildiği, yapılan göz boyama işlerin de kendi imkanlarıyla ve borçla yapıldığı, yapılmaya çalışılan hizmetlerin de engellendiği, belediye binasının Aski’ye olan borçları yüzünden sularının kesik olduğu söyleniyor. Şayet 29 Mart seçimlerinde yönetim değişirse yeni gelen yönetim tabiri caizse ‘ Ateşten Gömlek ‘ giyecek. Bu ateşten gömleği giymeyi neden istiyorsunuz?
“ Öncelikle değişimin gerekliliğine inanıyorum. Uzun zamandır aynı kişilerle yönetilen Keçiören’ de bence artık yönetim miyadını doldurdu. Aslında bu yerel seçimlerin Türkiye genelinde bir değişime neden olacağını düşünüyorum. Çünkü Türkiye bu güne kadar hiç bu kadar kötü yönetilmedi. Evet çok badireler geçirdi ama tek partinin iktidar olduğu hiçbir dönemde(fiilden çok düşünceyi kastediyorum) düşünce olarak hiç bu kadar kötü yönetilmedi. Şahsen ben şu anda Cumhurbaşkanlığı koltuğunda, başbakanlık koltuğunda oturanları içime sindiremiyorum. Yaşadığım şehri yöneten, ilçemi yöneten aynı zihniyetin devamı olan kişileri de bir vatandaş olarak içime sindiremiyorum. Bu yönetimlerin demokrasiye ama gerçek demokrasiye vurulan bir darbe olduğunu düşünüyorum. 23 yıldır Keçiören’de dolayısı ile başkentte yaşıyorum. İşim ve sosyal yaşantım nedeni ile çok yakından gözlemliyorum olup bitenleri ve sürekli eleştiren, sadece konuşan olmak değil çözüm üretmek, elimi taşın altına koymak istiyorum. Bu konuda da lütfen bu ukalalık olarak kabul edilmesin ama az sonra söyleyeceklerimi yazarsanız eminim sizlerde öyle düşünürsünüz 55 yıllık yaşantımda kazandığım deneyim ve birikimlerle kendimi sizin tabiriniz ile bu ateşten gömleği giymeye hazır görüyorum. Biz çocukluğumuzdan beri Anadolu terbiyesi ve kültürü ile büyüdük. Çocukluğumuzda annelerimiz sabah kalktıklarında ilk önce kapının önünü süpürerek temizliğe başlarlardı. Herkes kapısının önünü süpürünce o sokak tertemiz olurdu. Ben de önce ilçemi temizlemeliyim diye düşündüğüm için aday olmaya karar verdim. Ayrıca doğduğum yer nedeni ile zorluklarla mücadele etmesini de iyi bilirim. Ben Ardahan ili Posof ilçesi Asmakonak köyünde doğdum. Köyüm Rusya’ya sınır bir köydü. Orada yaz ayları çok kısa sürer. Sonrası kar, soğuk ve olumsuz hava şartlarının getirdiği yokluklar. Üstelik doğmadan kısa bir süre önce babamı, altı yedi yaşlarında da annemi kaybettim. O zorlu şartlarda annesiz ve babasız kendi kendime büyümeyi başardım. Tabii ablalarımın ve ağabeymin desteği ile. Ama yine de zor yıllardı. Öğretmen okuluna başladığım yıllarda bir takım şeylerinde farkına varmaya da başlamıştım. Ülkenin o yıllarda içinde bulunduğu durumlar bizim idealist bir yapıya kavuşmamızı sağladı. O yapı içimizde hiç ölmedi. Hala o yılların düşüncesini taşıdığım için kendimi şanslı sayıyorum. Çünkü inançların bittiği yerde kapitalizmin o keskin hırsı kaplar insanı ben hiç öyle olmadım. Öğretmenlik yaptığım yıllarda kendi düşüncemde olan çocuklar yetiştirmeye çalıştım. Kısaca hayatımın her döneminde insan gibi yaşamaya ve karşımdakileri de öyle görmeye çalıştım. Benim en büyük kazanımım budur. Daha sonra atıldığım ticaret hayatımda da bu hiç değişmedi. Anlayacağınız ben zorluklarla mücadele etmesini de iyi bilirim, yoksulluğu yok etmenin düzgün çerçevede yollarını da. İşte bu yüzden Keçiören’de şayet aday olursam ve seçilirsem iyi bir yönetim uygulayacağıma inanıyorum. İnanmadığım bir işe de asla girmem.Yanımda benimle olan arkadaşlarıma da çok güveniyorum. İyi bir kadro çıkaracağıma ve onların engin deneyimlerinin bu yönetime katkıları olacağını biliyorum. “
Partiniz sizi aday gösterirse Keçiören’de nasıl bir seçim çalışması yapacaksınız?
“Keçiören’in Keçiörenlilerce yönetilmesi gerektiğini düşünüyorum. Yani Keçiören’i yönetecek kadro yine Keçiören’de yıllarca çaba sarf etmiş bilgili, nitelikli bir kadro olmalı. Dışardan şişirme kadrolarla ne seçim alınır, ne de başarılı bir yönetim sağlanır. Bizim partimizde yetişmiş nitelikli insan gücü fazlasıyla var. Eğer partim beni aday gösterirse belediye meclis üyeliklerinde asla kontenjan kullanmayacağım. Çünkü bu partimin görevidir. Ancak genel merkezin gözünden kaçan ve Keçiören’de partime zarar verecek bir isim olursa bu isim için genel merkeze önerilerimi iletirim. Benim düşünceme göre bir belediye başkanı seçim süresince partisini temsil eder ve partisinin adayıdır. Bu sebeple partimin tüm kuralları benim içinde geçerlidir. Çalışmalarım öncelikle partililerimle birlikte, örgütüyle barışık, parti disiplinine uygun, parti içindeki hiyerarşinin bilincinde olarak yürümelidir. Partili olduğunu unutan bir çalışma içine asla girmem. Bunun dışında daha öncede söylediğim gibi 23 yıldır Keçiören’ de yaşayan biri olarak gerek öğretmen kökenli gerekse bürokrasinin çeşitli kademelerinde görev almış benimle birlikte taşın altına elini koymaya gönüllü bir kadrom var. Hep birlikte belli bir disiplin içinde seçim çalışmalarımızı Keçiören’in en ücra köşelerine götüreceğiz. CHP Keçiören ekibi olarak diyoruz ki; Keçiören’i Keçiören halkıyla birlikte CHP kazanacak ve Keçiörenlilerle birlikte yöneteceğiz. İşte değişim bu. Ancak 30 Mart sabahı mazbatamı alınca parti rozetimi her zamanki yerinde göğümsümün üstünde gururla taşıyacak, tüm Keçiörenlilerin başkanı olduğumun bilincinde olarak, beni desteklesin desteklemesin herkesi kucaklayarakişe başlayacağız.Bu olgunluğa da sahip olduğumu beni tanıyanlar iyi bilirler.
Seçilirseniz Keçiören için neler yapacaksınız? Şöyle bakılınca basından izlediğimiz kadarı ile Keçiören güllük gülistanlık ve yapılacak bir şey kalmamış.Yeni projeleriniz var mı, Keçiören halkına yeni bir şeyler söyleyebilecek misiniz?
“ Ben hayata sıfırla değil eksilerle başlayıp bu günkü noktaya gelmiş bir insanım. Bu gün beş şirketi bünyesinde toplamış, yaklaşık yüz kadar çalışanı istihdam eden bir A.Ş’nin yönetim kurulu başkanıyım. Öğretmenlik mesleğimi icra ederken düşüncelerimden ötürü sık sık sürgün ediliyordum. Sürgünlerden aldığım harcırahları sermaye ederek bu günkü şirketin temelini attım. Bu güne kadar kimseden ne bir kuruş istedim, nede ticaret ahlakına uymayan bir davranışta bulundum. Ben kendimi proje adamı olarak görüyorum. Keçiören’de yapılacak o kadar çok iş var ki. Ben gazeteyi kurduğumdan bu yana geçen on bir yıl içinde olayların bizzat içinde olan biri olarak Keçiören’ de bu güne kadar yapılanların sadece bir göz boyama olduğunu ve reklamının iyi yapıldığını biliyorum. Keçiören sadece üç beş semtten ibaret değil. Keçiören başkentin Çankaya’dan sonra ikinci büyük ilçesi. Bir kere bu ilçe otelkent statüsünden çıkarılıp, üretenkent haline getirilmeli. Mevcut belediye kaynaklarını iyi kullanmanın yanında yeni kaynaklar yaratılmalı. Keçiören’in varoşlarında yüzlerce işsiz evde oturmuş belediyeden gelecek üç beş kuruşluk yardımı bekliyor. Onlara yardım götürmek yerine her birini iş sahibi yapacak projelerim var. Bu proje sayesinde hem onlar kimseye muhtaç olmadan evlerine başları dik girebilecekler hem de onların çalışacakları mecralardan belediyeye kaynak aktarılacak. Ben yoksulluğun ne demek olduğunu iyi bilirim. Yoksulluğu yönetmek değil, yok etmek istiyorum. Bunun dışında katı atık yönetimi ile ilgili uzman arkadaşlarla çalışma içindeyiz, trafik sorunu için havaray projemiz, ev kadınlarına üretkenlik kazandırma projemiz, eğitim, sağlık gibi çok ihtiyaç duyulan alanlarda geliştirilen projelerimiz var. Eğer kısmet olurda aday olursak bunları detaylı açıklarız. Bizim projelerimiz insan odaklı, biz önce insan diyoruz. Bizim kıblemiz insandır. İyi yetişmiş, eğitimi, sağlığı problemsiz insan gücünün aşamayacağı engel yoktur diye düşünüyoruz.
“ Benim projelerim Keçiören’ le sınırlı kalmayacak. İlçe Belediye Başkanı otomatik olarak Anakent Belediye meclis üyesidir. Dolayısı ile Anakent belediye başkanı kim olursa olsun, Ankara’nın hava kirliliği ve su problemi konusunda ürettiğim projeleri kendilerine sunacağım. Tabii benim partimin göstereceği göreve gelmişse bu daha da kolay olacaktır. Bizim yönetimimizde Ankaralılar çeşmelerinden akan suyu hiçbir kuşkuya kapılmadan rahatlıkla içebilecekler. Ben yasakların da karşısındayım. İnsanlara yasaklarla hiçbir şey yaptıramazsınız. Mesela başkentin ikinci büyük ilçesi olan Keçiören’de son yıllarda uygulanan içki yasağı yüzünden kadınlarımız akşam saatlerinde evlerinden çıkamaz oldular. Çünkü istatistiklere göre yasak olmasına rağmen en çok içki tüketimi Keçiören ilçesindeymiş.şimdiki mevcut yönetimin yapmakla çok öğündüğü parklarda insanlar geceleri kolalarının içine çeşitli içkiler karıştırarak içiyor ve denetimsiz olduğu içinde ölçüyü kaçırıp etrafı rahatsız edebiliyorlar. Çıkın Bağlum’ un üst taraflarına peş peşe dizilmiş arabaların içinde herkesin elinde birer kolalı içki. Bence çirkin olan içki içmek değil, çirkin olan gizlice yapılan denetimsiz insanları rahatsız eden, medeni yaşama ters düşen bu harekettir. Yasaklar her zaman caziptir. Serbest bırakılınca eski cazibesini kaybeder.
Kısaca olurda önce partim sonra Keçiören halkı bize bu görevi verirse Keçiören, insanların aileleri ile birlikte, hiçbir gizlilik olmadan yaşayabileceği, yoksulluğun en alt seviyelere ineceği, üretken, yirmibirinci yüzyıla yakışır projelerle alt yapısı düzgün, ulaşımı kolay yaşanabilir ve herkesin cazibe odağı olan bir metropol ilçe haline dönecektir.
Seçim çalışmaları bayağı maliyetli bir iş. Çalışmalarınızı sürdürürken etrafınızda olanlara bir vaatte bulunuyor musunuz ve bu çalışmalar esnasında kullanacağınız ekonomik kaynak hazır mı?
“ Etrafımda olan hiçbir arkadaşıma seçilirsem sana şunu yaparım demedim, demem de. Biz Keçiören’i yönetmeye talibiz, yemeye değil. Zaten benden seçim sonrası ben sana şunu yaptım karşılığı budur diyecek bir arkadaşım yok ve o düşüncede olan biride benim yanımda olamaz. Herkes benimle birlikte elini taşın altına koyacaktır.Benim ve benimle birlikte olan yol arkadaşlarınım derdi ekonomi değil, başarıdır. Keçiören’i hak ettiği yere taşımaktır. Bana göre karşılık beklenerek yapılan işler başarısızlığın ilk adımıdır. Ticari hayat başka üretirsiniz ve ürettiğinizin karşılığını alırsınız. Belediye yönetiminin de iki ayağı vardır. Hizmet ve üretmek. Hizmet için benimle birlikte olanlar zaten bir şey beklemezler. Ama üretenler ürettiklerinin karşılığını elbette alacaklardır. Benim düşünceme göre rüşvet almak namussuzluk, vermek de namussuzoğlu namussuzluktur. Kamu malından hırsızlık yapmakla, birilerine yalancı vaatlerde bulunmakla bir yere varılamayacağı artık açık ve seçik ortadır. Elbette bizimde diğer aday arkadaşlarımız gibi bu çalışmalarımızı yürütebilecek bir yatırımımız vardır. Önemli olan çok para değil, olan imkanları doğru yerde değerlendirmektir. Değişimin gücü Keçiören’i değiştirecektir.
Sonsöz !
“ Demokrasinin tarlasıdır Belediyeler. Orada çiçek açar, özgürlük, barış, kardeşlik , yardımlaşma ve de dayanışma, katılım görev ve sorumluluk alma taşın altına da eline koyma başarıyı, başarısızlığı paylaşmanın adresidir belediyeler. Üretimdir, emektir, yaratmadır, değerler yaratmanın şeffaflığın, aydınlığın yüreklerin sevgi ile çarptığı birlikteliğin adıdır Belediye.
Sağlığın, eğitimin bir hak olduğu, yaşamakda ne güzelmiş dediği, güneşin herkesi eşit olarak aydınlattığı yerin adıdır belediye. İplik iplik örülür, ilmik ilmik dokunur belediyelerde sevgi ve özgürlükler. Dedeler torunlarıyla, sevgililer, analar, babalar, el ele , kol kola dolaşırlar, güven ve huzur içinde belediye parklarında. Suların şırıltısı, kuşların cıvıltısı, yaprakların hışırtısı kamcılar yaşama tutkusunu. Belediye ışıl ışıl yanar elektrikler, tertemiz, billur gibi, tertemiz sular akar musluklardan. Caddeler tertemizdir. Tüketen, israfa, kapalı , adam sendeci kaldırımları indirip kaldıran belediyeciliğin yerini, üreten, değerler yaratan bir belediyecilikle politik yaşama geçirmektir. Halkın ödediği vergiler, gelir kaynakları, çarçur edilmeyecek, ulaşımda , sağlıkta eğitimde aktarılacak alt yapı kıymetini modern şehircilik anlayışına, çağdaş sanat anlayışına uygun bir şehircilik anlayışı ile Keçiören ilçesi yeniden yapılanacaktır. Sanatın her çeşidi insan oğlunun yarattığı en yüce değerdir. Keçiören bir sanat cennet müzesi haline getirilecektir.
Bağımsızlık ateşi burada tutuşturulmuştur. Meteoroloji, bağımsızlık, özgürlük tepesi yeniden ve çağdaşsanat anlayışına ve de dokusuna dokunmadan yeniden uygun bir biçim değerlendirilecektir.
Emperyalizme, onun çocuğu olan kapitalizme karşı bağımsızlık savaşını başlatan, sömürgecilere hak ettiği tekmeyi vuran, dünyadaki mazlum haklara kurtuluş yolunu gösteren Anadolu hareketinin Lideri M. Kemal ‘in kurduğu CHP , Keçiören ‘de bu güneşin doğmasını sağlayacaktır. Silahımız partimiz, örgütümüz, bilim halkımızın destek ve yardımıdır.
Bu duygularla Keçiören halkını sevgi, saygıyla selamlıyor, herkesi CHP çatısı altında demokrasi savaşıma çağırıyorum. Işıklı günler ancak ve ancak sizlerin gayretiyle gelecektir.”
Hamd Olsun Kriz Bizi Etkilemez
6 Aralık 2008
Başbakan Erdoğan, “Hamd olsun, kriz bizi etkilemez,teğet geçer.” dedi. Doğrudur, kriz gerçekten bizi etkilemez ve teğet geçer. Bunu herkesten iyi bilen kişi kuşkusuz Sayın başbakandır. Bütün bilgiler onun elinin altında. Yüzlerce daışmanı,kendisini bigilendirecek uzmanlar var. İstediğinde bütün bu bilgileri,doneleri Sayın başbakanın önüne dakikasında koyabilirler. Bu danışmanların belki de onlarcası, ABD ya da AB’li uzmanlardır. Hepsi de cin gibi kişiler olup, her şeyin en iyisini onlar bilir. Hiç kimse bu konuda onlarla boy ölçüşemez. Ayrıca, yanı başında,paradan sorumlu devlet başkanı,İ ngiliz vatandaşı Mehmet Şimşek de var.. Kriz, Fransızca kökenli bir sözcük. Türkçe karşılığı; bunalım.TDK sözlüğü şöyle tanımlıyor kriz sözcüğünü; “Bir toplumun,bir kuruluşun,ya da bir kimsenin yaşamında görülen güç dönüm, bunalım.” (s. 752) Kaba bir değimle ülkenin başta ekonomisi olmak üzere her şeyin alt üst olmasıdır. Acı ama gerçek, yıkılan duvarın altında kalanlar ise, başta işçiler ve yoksul köylüler olmak üzere tüm emekçilerdir. Yaşam koşuları kötüleşir. Sofralarındaki lokmalar küçülür. Daha kötü beslenmek, sağlığa aykırı konutlarda oturmak, her insanın doğal hakkı eğitim, sağlık haklarından yararlanamamak, geleceklerinin karartılmasıdır kriz.. Yukarıda da değindik, böyle bir şey olsa, bunu bilecek, görecek, sezecek ve de çözümler üretecek, duvarın yıkılmasını önleyebilecek tek kişi başbakan değil midir?:.Devletin bütün olanakları, bilgi kaynakları, doneleri onun elinin altındadır. Başbakan yok dediğine göre kriz yoktur!..Şom ağızlıların çıkardıkları şamatalara kulak asmamak gerek!..
Salı günü (25.11.2008) Sayın Başbakan bu gerçeğin altını bir kez daha çizdi: “Açık söylüyorum, Türkiye bu krizi en az zararla atlatacaktır. Zaten krizin sorumlusu; ABD ve de AB’dir.” Allah Allah,Sayın başbakan hidayete mi erdi birden bire!..Doğrusu, BOP’un eş başkanının bu sözleri benim gibi bir çok kişiyi şaşırttı. Ne güzel, başbakan nihayet, gerçeği görmüş, açıklamış.. Bu alt üst olmanın, milyarlarca insanın işsiz, aç susuz kalmasının tek sorumlusu demek ki ABD ve de AB. Doğrusu başbakanı kutlamak gerek! Dünyadaki terörün, bölgesel savaşların, halkların birbirini boğazlamalarının sorumlusu da ABD ve AB emperyalistleri imiş!.. Halbuki dün ABD ve AB sütten çıkmış kaşıktı. 60 yıldan beri Amerika’ya benziyelim diye çırpınıp durmadık mı? ABD’de ki 480 kişinin mal varlığı, dünya nüfusunun %30’unun mal varlığına eşit. Emperyalistler silahlanmayı teşvik ediyorlar. Bunun içinde halkları bir birine düşman etmek için her oyunu tezgahlıyorlar. Halbuki ilaha verilen para,suya atılan sermayedir. Dünyada her yıl silahlanmaya harcanan para, bir trilyon dolardan fazla. Bu paranın % 75’den fazlası ABD ve AB emperyalistlerinin kasalarına akmaktadır… Bu nedenle bölgesel savaşların, terörün arkasında hep emperyalistler vardır. Boşuna mı Irak’ta 1,5 milyon insanı katlettiler. Bunların 500 binini bebekler ve çocuklar oluşturuyor. Keşiş Malthoz ne demiş 19. yüz yılda; “Burjuvazinin rahat etmesi, ülkeyi daha iyi yönetebilmesi için savaş ve hastalıkların artması zorunludur.” Emperyalizmin kan dökücülüğünün çarpıcı bir kanıtı değil mi?
Hangi taşı kaldırsan altından ABD ve AB emperyalistleri çıkıyor. Bunu başbakanda kabul ediyor. Ama AKP onlarla can ciğer ve kuzu sarması.ABD’nin Orta Doğu’daki emperyalist çıkarlarını korumak için oluşturulan BOP’un kurucu eş başkanı Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı R. Tayip Erdoğan. Bu bir çelişki mi? Hayır. Ne demiş Prens adlı yapıtında Mayavel, “Amaca ulaşmak için her araç mubahtır.” Sayın başbakan Erdoğan’da; “ “Demokrasi bir araçtır. Son istasyonda onu terk etmek gerekir.” Diyerek bu gerçeğin altını çizmedi mi?..
Başbakan, “Krizin yaratıcısı ABD ve AB emperyalistleridir.” derken, öte yandan emperyalistlerin Orta Doğu’da oluşturmak için kurmak istedikleri BOP’un eş başkanlığını kabul ettiğini 70 milyon Türkiye halkına renkli camdan açıklıyor, hem de şişinerek kasılarak.“Hamd olsun” diyerek ülkemizin yaşamını alt üst eden krizi neden küçümseyebiliyor? Bunun yanıtı çok basit ve yalın; başta işçiler ve yoksul köylüler olmak üzere tüm emekçiler örgütsüz hem de sınıfsal bilinçten yoksun.Üzerlerine ölü toprağı serpilmiş. Uyandırmasan “eshab-i kef “ gibi sonsuza kadar uyuyacaklar. AKP yönetiminin gündeme soktuğu gerici örgün ve yaygın eğitim bu uykunun ninnisidir. Bu “uyu yavrum, uyu da büyü, ninni” teranesi 1946 yılında Köy Enstitülerinin kapatılması ve emperyalistlerle işbirliği ve NATO’ya üye olmakla başlatıldı. Gerisi çorap söküğü gibi geldi.Bu açıdan ulusal ve evrensel eğitimde en büyük yıkım faşist Evren döneminde başlatıldı. İlerici, yurtsever öğretmenlerin ocakları söndürüldü, üzerlerinden boldüzer geçirildi, kemikleri kırıldı. Faşist uygulamanın patronları Özal’ı Demokles’in kılıcı gibi halkın başına astılar. O da,varımızı yoğumuzu satışa çıkardı, papatyalarıyla birlikte ülkeyi soydu soğana çevirdi.Halka da “Allah’ın ipine sarılın,kurtuluş orada” dedi ve uyuttu.
Örgütsüz ve bilinçsiz bir toplumun, sürüden hiçbir farkı yoktur. Vahdettin’in M. Kemal’e, “Bu toplum bir koyun sürüsüdür. Sürüyü otaracak çobana ihtiyaç vardır; o çoban da benim.”Otaracak Bir çobana ihtiyaç var.o çoban da benim” demişti. esBu nedenle Melih Gökçek Vahdettin’in hayranıdır. Yoksul bırakılan halkı, sadaka olarak dağıttığı kömür, giyecek ve yiyeceklerle kul köle yapıp çobanlığını sürdürmek sevdasında. Bunun için sanatın içine tükürüyor, Kurtuluş Savaşını Vahdettin’in başlattığını öne sürüyor. Vahdettin halkın sürüleştirilmesini, sürü olarak kalmasını ve kendisinin de bu sürüyü otaran bir çoban olarak iktidarını sürdürmek istiyordu. M. Gökçek’te aynı politikay uyguluyor. Çok cüretkar, cazgır, şamatacı ve çığırtkan bir kişiliğe sahip. Yettiğine yetiyor, yetmediğine bir taş atıyor” ve kendisini eleştirenlerin sözlerini bir yumruk gibi boğazına tıkıyor…. Ankara’da 3.5 milyonun üzerinde insan oturuyor. Proletarya şehri değil Ankara, bir okumuş ve memur kenti. Üniversitelerde çabası. Konutların, işyerlerinin musluklarından sapsarı irin gibi su akıyor. Ama renkli ekrana çıkıyor, şehir şebekesinin suyu diye bir bardak su içiyor ve “sağlığımı içtiğim bu temiz suya borçluyum.” Diyerek 3.5 milyon insanla alay ediyor. Bilbordları, “Ankara’nın 20 yıllık su sorununu çözdük” sloganıyla süsleyebiliyor. Hiçbir Allah’ın kulu sesini çıkaramıyor. Doğalgaz paralarını topluyor,bu paraları yerine ulaştırmıyor Belediyenin bu konuda biriken borcu faizi ile birlikte 1 miyardan fazla. Diğer kurumlara olan borcunun miktarını ise, yalnız Tanrı biliyor. Toplanan paraları, giyecek, yakacak ve yiyecek olarak sadaka niyetine halka dağıtıyor. . Bu yolla Ankara’da 450 bin aileye ulaşmakta. 450 aile,1 milyon 200 oy demek. İrin gibi sudan söz ettiğinizde, “ Ne yapsın Melih Gökçek, Allah yağmur vermiyor.” diyorlar, sadaka ile beyinleri yıkananlar.
Başbakan da bu kömürle beyinleri karartılanlara güvenerek,”hamd” olsun diyebiliyor. İlginç bir Temel öyküsüdür. Temel’e, “Benzine zam yapıldı, duydun mu? Diye sormuşlar. Temel ilgisizce yanıtlamış soruyu; “Yapsınlar,ben her zaman yüz liralık benzin alıyorum.” Demiş. Alıştırılmış bu halk, “Ayağını yorganına göre uzat” ama ayağına uygun yorgan sakın isteme!…Verilenle yetin Allah’a şükret, çünkü önemli olan öteki dünya. Halk,gelen krizleri, felaketleri, zulüm ve soygunları; “kaderim bu” diyerek sinesine çekmesinin kökeninde bu var. Sırtına ne yüklersen yükle itiraz etmiyor. Gelene ağam gidene paşam diyor ve kaderine boyun eğiyor. Boşuna mı diyor Abdullah Gül, “Üniversitelere her türlü inanç girmeli.” Halbuki üniversitelere,okullara bilim yuvalarına inançlar değil, yalnızca bilimsel düşünceler girmeli,nedenler niçinler aklın yaydığı ışığın altında değerlendirilmeli. Sömürür ve vurgunun en büyük düşmanı akıldır,bilimdir,sağduyu ve de bilinçtir. Başbakanın beklide dil sürçtü; “Krizin arkasında ABD ve AB var” dedi.Ama doğru bir söz. Ülkenin bu bataklıktan çıkmasının tek yolu; başta işçiler ve yoksul köylüler olmak üzere tüm emekçilerin sınıfsal çıkarı temelinde, örgütlenmeleri, demokrasiyi ete kemiğe büründürüp, sömürüye,vurguna, kapitalizm ve onun çocuğu emperyalizme karşı örgütlü mücadele vermeleridir. Emekçilerin silahlar örgütleridir. Bunun adı kısacademokratik mücadeledir. Sömürüryü,vurgun ve zulmü ortadan kaldırmaz,yalnızca baskıların azalmasını sağlar. Savaşsız, sömürüsüz, insanın insanın sırtına yük olmadığı, doğanın korunarak zenginleştirilerek yeni kuşaklara bırakılmasının gerçekleşmesi, bir iktidar sorunudur ve bunu gerçekleştirecek olan da siyasi partilerdir. Unutmadan söyleyelim, iktidar sorunu çözülmeden, emeği ile geçinenlerin dirlik ve düzen içinde yaşaması,çoluk çekleriyle birlikte yarınlara yarınlara umutla bakıp oh dünya varmış, yaşamak ne güzelmiş” demeleri olanaksızdır.
Bir Ozan İki Kitap*Yayla Çiçeğine Türkü-Suyun Sesini Dinle
6 Aralık 2008
Zonguldak’ta sanat, kültür ve edebiyat özellikle de şiir denilince ilk akla gelen isimlerden birisidir Ozan Mehmet Yılmaz Karaibrahimoğlu. O, emeğin başkenti Zonguldak’ta yaşadığı süre içerisinde şiiriyle sesi olmuş emekçinin ve havasını soluduğu, ekmeğini yediği bu şehrin. Zor olsa da, hayat kavgasının içinde sanatı ihmal etmemiş ve hep ilklere imza atmış üretken bir sanatçı. O, şiire sevdalı; şiir, O’na tutkun. Ayrılmaz bir ikili şiir ve Şair Mehmet Yılmaz Karaibrahimoğlu sonsuza dek. Zonguldak mı O’ndan yoksun, O mu Zonguldak’tan bilinmez ama, başka bir coğrafyada daha ateşli ve tutkulu bir biçimde devam ediyor şiirle Mehmet Yılmaz’ın aşkı.
Türkiye Taşkömürü Kurumu’ndan emekli olup, yerleştiği baba toprağı Görele’nin yeşilinin içinde ‘söylenmemiş sözleri’ tanıştırıyor şiirle. Mutlu; ‘çocuklarım’ dediği şiirleri de…
Kasım ayı içerisinde Ekin Sanat’tan piyasaya çıkan ‘Yayla Çiçeğine Türkü’ ve ‘Suyun Sesini Dinle’ isimli şiir kitaplarıyla yine yalnız ve sahipsiz bırakmıyor şiiri. Bugüne kadar yayımlanmış 10 şiir ve bir öykü kitabıyla hep edebiyatın içinde varolmuş ve varolmaya da devam edecek olan Ozanımızı Çağ Ankara ailesi olarak yürekten kutluyor, üretkenliğinin devamını diliyoruz. Siz, şiire gönül veren okurlarımız! Sizler de şiir ve edebiyat adına tüm güzellikleri mektup tadında şairimizle paylaşabilirsiniz.
MEHMET YILMAZ KARAİBRAHİMOĞLU
Yazışma Adresi
Esenyurt Köyü
Görele/Giresun
Tel: 0 454 534 28 54
Cep: 0 538 492 07 25
HAMAM SEFASI
6 Aralık 2008
Başkan Bey o günlerde Başkentin yetmiş dört kilometre batısında yer alan termal kasabası Kızılcahamam’da kese yaptırıyor, keyfine bakıyordu. Partisinin ileri gelenleri ve geri gidenleri cümbür cemaat oradaydı. Zat-ı muhterem de yoğun iş temposuna mola vermek için gelmişti buraya. O gün de başladığında, diğerlerinden farksız gibi görünüyordu ama düşündüğü gibi olmadı. Hamamın şimşir tokmağı güm güm vuruldu. Danışman tellaklardan biri yanına gelmişti.
“Sayın Başbakanım haberler maalesef çok kötü” dedi. Başkan bey oturduğu kurnanın başından hafifçe doğrulup yanıt verdi. “Biliyorum.” Danışman tellak şaşkın şaşkın etrafına baktı. Demek ondan önce davranan biri daha vardı. “Hay Allah kahretsin, demek biliyor ve susuyordunuz.” Başkan bey peştemalına hırsla bir düğüm atıp ilave etti. “Üzgünüm ama onu kaybettik. Böyle olsun istemezdim.” Danışman tellak görevi icabı durumun ciddiyetini biraz daha vurgulayarak konuştu.
“Ülkede bu yaşanan olay, korkunç bir infaal yaratacaktır efendim” dedi. Başkan bey o denli karamsar bakmıyordu bu olaya, alnından akan terleri silerken yanıt verdi.
“Bu kadının böyle bir densizlik yapıp bana çatacağını biliyordum ama tüm partilinin içinde, üstelik orta yerde zamansız yakalanacağımı düşünmemiştim. Hatta dün Cuma namazında dua ettim, şu hamam sefasını kazasız belasız atlatalım diye ama, olmadı. Danışman tellak bu konuşmadan bir şey anlamamıştı, merakını daha fazla gizleyemedi.
“Hangi kadından bahsediyorsunuz sayın başkan?” diye bir soru sordu. Başkan bey böyle abuk sabuk sorulardan nefret ederdi, sesinin volümünü artırmıştı.
“Hangi kadın olduğunu bilmiyor musun kesemin efendisi? Ayşe Hanım’dan bahsediyorum. Bana lüzumsuz ve haddini aşan sorular soran MKYK üyesi olan gazeteciden” Danışman tellak apar topar takunyalarını giymeye çalıştı. Hem korkmuş hem de çok şaşırmıştı. “Sayın başkan ben size daha elim bir haber vermek için gelmiştim. Özür dilerim ama yanlış anlaşıldı.. İstanbul’da Hırant Bey’i katletmişler.” dedi boğazı düğümlenerek. Başkan Bey peştamalına bir düğüm daha atacaktı ki birden vazgeçti. “Udi Hrant mı?” diye sordu. Danışman tellak ellerini göğüs hizasında bağladı ve derin bir istim bırakıp yanıt verdi. “Hayır efendim o değil. Zaten kendileri Tatyos efendiyi müteakiben fazla yaşamamıştı.” dedi. Başkan bey yine hiddetlenmiş gözleri Mekke fincanı gibi olmuştu. “Keseci keseci adamı çıldırtma neden bahsediyorsun söyle” dedi. Danışman tellak başkanın bu çıkışından çok korkmuştu. Ya şimdi başkan ona da, “Lan artislik yapma keseci ananı da al git. Babanın da trakasını şettirme gibi bir şerzenişte bulunursa ne yapardı; bir çuval inciri berbat etmeden hızlı hızlı anlatmaya başladı. “Açıklayalım Başkanım, Agos Gazetesi sahibi Ermeni asıllı vatandaşımız gazeteci yazar Hrant Dink İstanbul’un orta yerinde silahlı saldırı sonucu vurularak öldürülmüştür.” dedi ve derin bir nefes aldı. Bu arada başkan bey peştamalına bir düğüm daha atmıştı. “Bu Ayşe hanımın attığı fırçadan daha kötü oldu. Şimdi ne olacak kesecilerin efendisi” dedi. Danışman tellak efendi olayı daha fazla germemek için bir dalkavuk manevrası yaptı. “Sayın Başkanım bu gazetecilik zor iştir. Yan gelip yatma yeri değildir.” dedi. Ancak bu zamansız espriye başkan çok sinirlenmişti. Peştamalına bir düğüm daha atmak için hamle yaptığında pay kalmadığını anladı, daha da köpürmüştü. “Bas git lan artislik yapma! Yalakalığın lüzumu yok” dediğinde tellak efendi usulca kapıyı açıp bir an önce oradan sıvışmanın çaresini aramaktaydı.
Başkanın Kızılcahamam seyahati kızılca kıyamete dönüşmüştü. Dört düğüm attığı peştamalından kurtulmak istedi ama beceremedi. Kendini oradaki kanepeye bıraktı. Tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen üzerine bir ağırlık çökmüştü, uyuyakaldı. Rüyalar görmeye başlamıştı… Rüyasında Bolu tünelinin açılış törenindeydi. Yanında İtalya Başkanı Romano Prodi vardı. Konuşmaların sonunda yanlarına bir vatandaş yaklaşmıştı. Korumaları atlatarak aralarına giren bu adam birden bire bağırmaya başlamıştı. “Sayın Başkan Bolu tünelini açacağına demokrasi ve uygarlık geçidini aç ki ülkenin girdiği karanlıklardan çıkalım. Paçan yiyorsa, halkından korkmuyorsan git de Hrant’ın cenazesine katıl.” Gibi manasız sözler söylüyordu. Bu abuk sabuk sözlere kayıtsız kalamazdı. “Lan senin ananın…’ diye başlamıştı ki birdenbire Sinyor Prodi’nin az da olsa Türkçe bildiği geldiği aklına. Göz göze geldiler sessizliği İtalyan bozdu. “Si sinyor benim yanımda biraz ayıp oluyor.” dedi. Araya İtalyanca bilen mühendislerden biri girerek yumuşatmaya çalışmıştı… “Si sinyor Prodi yanlış anlaşılmasın lütfen, Başkan bu vatandaşa şöyle demek istedi: “Lan senin anının geçmişini bilirim. Bu dağları aşmak için yıllarca çile çektim. Artık zor günler geçti ve size medeniyeti getiriyoruz; kutlu olsun.” Yani bir nevi iyi niyet temennisi velhasıl, İyo tiyamo… gibi bir şey dedi. İtalyan Başkanı konuyu anlamış ve gülmeye başlamıştı. Benim bir Türk dostum buna benzer bir söz öğretmişti. Bakalım aklımda iyi kalmış mı? Diyerek mühendis beyle İtalyanca konuşmuştu, sonra ilave etti. “Çıkmayasına incir ağacı dalina, yemeyesina hamini mamini, sonra düşersen görürsüni ananina minna..” Başkan bey bu ayıp tekerlemenin sonunu dinlememek için kulaklarını tıkamıştı ki hamamın şimşir tokmağı yeniden vurulmaya başlamıştı. Başkan bey bu kötü rüyadan silkinerek uyandı. Tüyleri diken diken olmuştu bir ürperti gelmişti üzerine…” “Allah’ım sen hayırlara tebdil et.” diyebildi. Üşümüştü, üstü açık kalmıştı..
ATATÜRK’LE İLGİLİ ANIM
6 Aralık 2008
1938 yılında,yani ben 5 yaşında iken ATATÜRK Adana’ya geldi. Annem üçümüzü de yanına alarak, ATATÜRK’ün mebuslarından Ali Saip Ursavaşlar’ın evine götürdü. Ali Saip beyin eşi, çok güzel ve seçkin bir hanımefendi idi.
Saip hanım evleri, istasyon caddesinde, yol üzerinde , küçük ama son derece sevimli bir evdi. Yol kenarında, açık arabada, Ata’nın yavaş yavaş geçişini izledik. Ulu Önder’in gözlerinin güzelliği ve etkisini bugünlere kadar taşıdım.
Mersin gezisi için, Ata’ya doktorlar gitme demiş, dinlememişti. Aynı yıl 10 Kasım 1938′de kaybettik. Sadece O’nun naçiz vücudunu yitirdik. Fikirleri , ilkeleri, Laik Cumhuriyet sonsuza dek yaşayacaktır.
Yeni nesil de bu bağlılığı sürdürecek; “TÜRKİYE CUMHURİYETİ İLELEBET PAYİDAR KALACAKTIR”
10 kasım 1938’de aramızdan ayrılan Atatürk; Gömülmek istediği yer konusunda, bir vasiyette bulunmadı.
1923 yılında bir sohbet sırasında Çankaya’ya gömülmek istediğini dile getirdi. Sonra’da ulusum beni nereye gömmek isterse, oraya gömsün dedi. 6 aralık 1938’de Anıtkabir için kurulan komisyon 16 Aralık 1938’de bilim adamları ile ikinci toplantısı yaptı.
17 ocak 1939 tarihli son komisyon toplantısında Rasat tepe de karar kılındı.
7 mayıs 1942 ‘de yarışmayı kazanan 3 proje tekrar incelendi.Türk mimarlarının tasarımının uygulanmasına karar verildi.
Prof. Dr.Emin ONAT ve Doç. Orhan ARDA ile çalışmalarını 7 Ekim 1943 ‘de tamamlayarak komisyona teslim etti.18 Kasım 1943 ‘de Bakanlar Kurulu karar verdi. 9 Ekim 1944’de görkemli bir temel etme töreni ile başladı. Anıtkabir inşası. 9 yıllık bir süre içinde 4 aşamalı olarak yapıldı.
Ulu Önder 15 yıl süre ile kaldığı Etnoğrafya Müzesindeki geçici kabri 4 Kasım 1953 açıldı. 4 kasımdan 9 kasıma dek saygı nöbeti tutuldu.10 Kasım 1953 günü Atamızın ölümünden 15 yıl sonra, resmi törenle Anıtkabir’e taşındı.19 Kasım 1953 günü 70 bin kişi Anıtkabiri ziyaret etti.
NOSTALJİYLE KARIŞIK SEVGİ
6 Aralık 2008
Hani, güneş batarken dağların üzerine bıraktığı o grilik var ya , içimi ürpertir. Sanki tekrar doğacakmış gibi gelir aklıma. Halbuki, ölmeyenlerin sabahı olacak ve yeni bir güne başlayacaklardır. Nedir beni hüzünlendiren bir türlü anlayamadım? Acaba yaş ilerliyor da ondan mı. Yo… Yo …. İnsan hissettiği yaştadır ya. Hani, hep öyle diyerek avuturuz ya kendimizi. Birden aklıma eski yaşadığım köyüm geldi.Gözümün önünden bir şerit gibi geçti her şey. Gelincik tarlalarını düşündüm, iki sevgilinin bu tarlalarla el ele tutuşarak gizlice gözden kayboluşları. Ne büyük mutluluktu onlar için. Sonra köyün kenarından akan nehir geldi aklıma, şırıl şırıl gelen sesi, günbeş ışıklarının yakamoz oluşturarak sanki göz kırpıyor olması, hayvanların kıyılarına doluşarak su içmeleri, sanki bir tablo oluşturdu.Ya o kavak ağaçlarını okşayan rüzgarın sesine ne demeli, sanki şarkı mırıldanır gibi sessizliği bozardı. Sabah olunca evlerin bacalarında dumanlar tüter, tezek kokuları ile taze tandır ekmeğinin kokusu birbirine karışırdı. Tabi bu kokuyu bilmeyen tandır ekmeğinin de tadını bilmez.Birden sevgili anacığım geldi aklıma. Bizi okula yolcu edeceğim diye sabah erken ekmek pişirir, çantamıza koyardı aç kalmayalım diye. Çünkü bir şey alacak ne para vardı ne de dükkan .
Herkes yapacağı iş bilirdi. Çocuklar patika yollarda belirir, kimisinin pantolonu kısalmış, kimisinin önlüğü küçülmüş, yine de burunlarını çekerek mutlu bir şekilde okullarına koşarlardı. Çeşme başında ki kızların kıs kıs gülerek yaptıkları muhabbet ne kadar masum bir güzellikti. İçlerinde asker yolu gözleyenler de vardı. Mektuplar okunur, sevdalar paylaşılırdı.
Köyün çeşmesinin dili olsa da konuşsa , onda ne sırlar gizlidir bilseniz. Tabi benim de ilk sevdamı bu çeşme bilir. Aklıma gelince bir tuhaf olur içim.
Düşünüyorum da, köylerimizin bu yalın güzelliği ve doğası aynı duruyor mu acaba. Çünkü ben de köyüme yıllardır gitmedim. Şimdi kendi kendime söz veriyorum, ilkbaharda köyüme gideceğim ama yalnız değil. Bu güzellikleri tekrar görmek yaşamak istiyorum. Tabi ömrüm vefa ederse. Niye etmesin ki.! Hani biz hissettiğimiz yaştayız ya , sözüm ona, öyle değil mi? Öyle de dünyaya kazık çakmayacağız yani.
Birden bir ambulans sesi ile irkildim. Baktım balkondayım. Kaç saattir buradayım onu da bilmiyorum. Çoktan gecenin karanlığı çökmüş , egzoz dumanı burnumu yakıyor. Gürültü kirliliği hat safhada. Biraz da kömür kokusu karışıyor havaya , malum doğalgaza gelen zamlar halkı kömür yakmaya zorluyor. Üşüdüğümü hissettim ve içeri girdim. Radyoda bir türkü; ‘’ Ağlarsa Anam ağlar , gerisi yalan ağlar’’ yorumunu size bırakıyorum.
Eşi ve benzeri bulunmayan cennet ülkemin güzel insanları; cumhuriyetimizin 85.yıl dönümünü kutladığımız şu zamanda bize ulusal birlik ve beraberlik gerek. Bunu artık beşikteki çocuk bile anladı. Hala anlamayanların yanlışları biz Atatürkçüleri kahrediyor.Ülkemde her ne kadar ayrımcılık yapanlar varsa da, ne olursa olsun herkesi hoşgörü deryasında ve özveri doruklarında bekliyorum. Unutulmasın ki biz Türk milletine yakışan da budur.
Akıldan, bilimden, insandan, sevgiden, çocuklarımızdan ve en önemlisi de Atatürk’ten utanmanın TAM ZAMANI
Globalizm Çıkmazı Ekonomileri Perişan Ediyor
6 Aralık 2008
Bir “Bayram” daha yaklaşıyor… Belki, siz bu yazıyı okurken “Bayram”ın içinde olacaksınız. Sevinmeye, sevindirmeye çalışacaksınız.
Ama, ” Bayram” denilince ben hep çocukları hatırlarım. Onlar, bayramları uzun süre özledikleri yiyeceklere, giyeceklere, harçlıklara kavuşma gibi görürler. Milyonlarca çocuk az da olsa sevinirken, milyonlarca çocuğun da gönlünün kırılacağını, hüzün yaşayacağını biliyorum… Öyle bir ekonomik fırtına esiyor ki, anneler, babalar düünden daha yoksul, daha çaresiz. Şıkır şıkır bir “Bayram” Yazısı yazmayı çok isterdim… Sözcüklerinden mutluluklar, neşeler, sevinçler fışkıracak bir “Bayram Yazısı” olmasını arzu ederdim. Yapamadım.
Karmakarışık düşünüyorum… Bir oradan, bir buradan, “Bir konuyu ele alayım, derinleştireyim” diyorum olmuyor. Zihnimde iz bırakan ne varsa, olduğu kadar, satır başlıkları ile yazayım en iyisi…
- Seksenbeş yıllık bir Cumhuriyet’in yurttaşlarıyız. Gazi Mustafa Kemal gibi “muhteşem bir önder”in yolunu, o, aramızdan ayrılana kadar sapmadan izledik. Sonra Onsuz yıllar… İsmet İnönü yılları… Sonra 1950… ve ABD’nin dümen suyunda giden iktidarlar… “Soğuk Savaş”ın Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ile sona ermesi… Milyarlarca dolarla, “Tek süper Güçlü Dünya” da estirilen “Globalleşme Tusinamileri”…
- “Tek süper güç”e endekslenen dünya ekonomilerinde şimdi, “Domino Taşı yıkılmalarını izliyoruz. Yalnız izleme olsa yine iyi, yıkılışları yaşıyoruz.
- Oysa biz, bu “Cumhuriyet Ekonomisi1ni “Devletçi, ve Halkçı” bir doktrin ile meydana getirdik. Uzun yıllar “Karma Ekonomi” politikaları ile “Cumhuriyet’in Ekonomik birimleri”ni oluşturduk.
- Son on yılda “Serbest piyasa düzeni” dedik…
Son on yılda “Globalizm”in, aslında bir tusinami olduğunu bilemedik ve sezemedik. Aslında, dünyada trilyonlarca dolarla pompalanan yeni kapitalizmin iletişim araçları hem bilmemizi, hem de sezmemizi önledi…
- Lütfen altını çizerek bir kez daha okuyalım. “Türkiye Cumhuriyeti Demokratik, Laik, Sosyal bir Hukuk Devletidir”…
- Gerçek anlamıyla “Liberalizm”, ağır makyajlı adıyla “Serbest piyasa düzeni”; “Demokratik, Laik, Sosyal bir Hukuk Devleti” ilkelerimizle bağdaşmaz… Hele hele “…………sosyal bir hukuk devleti” ilkesine tamamen zıttır.
- Nüfusumuzun yarısını 0 ile 25 arasındadır, dünyanın en genç nüfusuna sahip bir devletiz. Özellikle bu kitlemizin “Sosyal Devlet”in sağlamak zorunda olduğu imkanlara son derece ihtiyacı vardır.
- Başbakanımız tarafından “-Teğet geçecek” denilen ekonomik krizin artıuk içindeyiz. Fabrikalar kapanıyor, esnaf tabelalarını indiriyor, işsizlik çığ gibi artıyor. Onbinlerce çalışan işsizlik siğortasından faydalanma peşine düşmüş. Emekliler perişan, reel sektör kredisiz kalmış…
İktidarlarca izlenen ekonomik ve sosyal politikaların çıkmaz yol olduğu binlerce kez yazıldı, söylendi ama dinleyen olmadı.
Artık yaşayarak göreceğiz. Ama, umudumuzu yitirmemeliyiz. Yalnışlara demokratik haklarımızı kullanarak karşı çıkmalıyız.
