Buğdaycı projelerini anlattı

29 Ocak 2009

CHP Altındağ Belediye Başkan adayı Ümit Buğdaycı gazetecilerle bir araya gelerek projelerini anlattı. Ankara Kalesi’nde bulunan Boyacızade Konağı’nda kahvaltılı bir basın toplantısı düzenleyen Buğdaycı öncelikle Altındağ’ın önemine dikkat çekti.

Altındağ’ın Türkiye Cumhuriyeti’nin sayısız tarihi mekanlarına ev sahipliği yapmasına karşın hak ettiği yerin çok gerilerinde kaldığını savundu. Altındağ’ı tarihsel konumuna yakışan, tarihiyle bir arada insanca yaşanabilecek projeleri olduğunu belirten Buğdaycı, “Altındağ’ı 21. Yüzyıl’ın örnek bir yaşam merkezi haline getirmenin sorumluluğu ile Altındağ Belediye Başkanlığına aday oldum” dedi. Altındağ’daki kentsel dönüşm projelerindeki uygulamaları eleştiren Buğdaycı, “Kentsel  dönüşüm projelerini parsel yerine ada bazında çözeceğiz. Bu sayede hak sahiplerine düşen konut sayısı artacaktır. Belediyemiz kar değil, hizmet anlayışında olduğundan ,kişiler arsalarının olduğu yerde,  daha fazla konuta sahip olacaktır” dedi. Altındağ’daki yoksulluğa ve işsizliğe de dikkat çeken Buğdaycı bu sorunla ilgili şu projeleri ortaya koydu:

İŞSİZE İŞ

“Ankara’nın çöplerinden kağıt, metal ve şişe toplayarak aslında çöpün dönüştürülmesine büyük katkıda bulunan emekçilerin çoğu bölgemizde oturmaktadır. Bu tür işlerle uğraşanlar için,  yangın güvenliği ve hijyeni sağlanmış ucuz ardiye alanları oluşturulacaktır. Altındağ sokakta çalışan ya da sokakta yaşayan çocukların ilçesidir. İş, aş ve kuracağımız ‘Çocuk Evleri’ ile bu çocuklarımıza sahip çıkacağız. İşlevsel parklar kuracağız. Her park bir spor merkezi, bir kültür merkezi ve sosyal aktivite  merkezi olacaktır. Altındağ’da yaşayan gençlerimizi sokaklardan, kahvehanelerden, işsizlikten kurtarmak için ücretsiz meslek edindirme kursları açılacaktır. Bu kurslarla el becerisi, çıraklık, bilgisayar, halı dokuma, resim  vb. Alanlarda gençlerimiz yetiştirilip sertifika verilerek meslek sahibi yapılacaktır.

Ulucanlar’da yürünmüyor

29 Ocak 2009

Ulucanlar Caddesi’nde toptancı esnafların araçlarını kaldırımların üzerine park etmesi yayaları güç durumda bırakıyor. Kaldırımlarda yürüyecek bulamayan yayalar yoğun trafik akışının bulunduğu cadde ortasından yürümek zorunda kalırken her an kaza yaşama riski ile karşı karşıya kalıyorlar. Esnafların sadece arabaları değil mallarını da kaldırımlarda sergilediğine dikkat çeken yayalar, “Özellikle Cumhuriyet İlköğretim Okulu’nda okuyan öğrencilerimiz okul çıkışında yolda yürümek zorunda kalıyorlar, miniklerin bir kazaya karışmasından korkuyoruz” uyarısını yaptılar. Ankara’nın en eski toptan ve perakende işyerlerinin bulunduğu Ulucanlar Caddesi’ndeki kaldırım işgalinin yıllardır kendilerine çile çektirdiğini belirten mahalle sakinleri, “Bir yangın olsa itfaiye araçlarının kaldırımlara yaklaşması çok zor, esnaflarımızın daha duyarlı olmalarını istiyoruz” diye konuştular

ASLINDA NE OLDU

29 Ocak 2009

Yazıklar olsun ki generallerle terör örgütünü yanan yana getirenlere, yazıklar olsun

ki yıllarını ülke için heba edenlere teröristi muamelesini layık görenlere, yazıklar osun ki, can siper hane

görev yapanları terörist sıfatına sokanlara!

Aslında silahlı kuvvetleri yıpratmak için tezgahlana bu KON yani onlara göre ERGENE KON

Bize göre de herkese kon olayı önceden tezgahlanmış TSK yıpratmak Cumhuriyet ve Atatürk ilke inkilap

layiklikten öc almak için düzelenle bir oyunun sahneye konması ile başlayan bir sürecin devamıdır ki

elinde fırsatları silahları var iken darbe yapamayan, emekli generaller emekli olduktan sonra darbeci diye

gözetim altına aldırmak ahlak kurallarına yakışmadığı gibi hukukumuzda zedelemetedir.

İlhan SELCUK Mustafa BALBAY son operasyonla gözetim altına alınan Yalcın KÜÇÜK bunlar da kalemle düşünceleriyle darbeci sıfatına sokulmak Allah korkusu olan hiçbir insana yakışmayan bir davranıştır. Yargı tayımızın onursal başkanı yıllarca hukuk için çaba sarf etmiş ömrünü hukuk için harcamış

Yıllarını o uğura heba etmiş bir insana yapılan bu muameleyi hangi vicdana sığdıracak ne ili izah edeceksiniz

Yargının bağasızlığını sürekli vurgulayan siyasilerimize eğer samimi iseniz yargıya adalet bakanlığından ayrı özerk bir kuruluş haline getirebilirimsiniz peki ben o zaman sizin samimi olduğunuzu

bu sayfadan yazacak sizleri takdir edeceğim. Yok yapamayız derseniz bir gecede çıkardığınız bazılarını kurtarma yasalarını neden yaptığınızı soracak ve samimiyetsiz olduğunuzu bir kez daha yazacağım.

Ankara belediyesinin botaşa olan borcunun faizini yasayla silerken okulların EGO ya olan borç faizlerini neden silmediniz botaşa olan Ankara büyük şehir belediyesinin faizlerini halkın sırtına yüklerken

İç içleri bakanımız Ankara büyük şehir başkanı hakkında görevi ihmal yada görevini neden yapamadığı

konusunda her hangi bir işlem yapıp yapmadığını sormayı da bir vatandaşlık görevi olarak sormak en doğal

hakkımdır diye düşünüyorum.

Asıl konumuza dönecek olursak bizler birer vatandaş olarak bu ERGENEKON örgütü adını verdiğiniz

bir örgütün olduğuna da inananlardan değiliz öyle hayali bir örgütte yargı ile terörü yazar ile polis şefini

magazin dünyası ile düşürürü nasıl yan yana getirip de aynı kefede birleştirebilirsinizi bunu ne ile anlatırsınız kamu oyuna nasıl.

Ermenilerden özür dilemeye cüret eden sözde kara aydınlara neden sizler hangi kanıtlara dayanarak

TC küçük düşürecek bu olaya kalkıştınız diye soruşturma açmazken, bunların Nobel ödülü almak için mi

Yoksa başka çıkar için mi bu özür kampanyasını başlattıklarını sorgulama gereği bile duymazsınız.

Gündemi değiştirmek Ankara Büyük şehir Belediyesinin Haşim kılıç ın damadına kamu malını zararına

Peşkeş çektiği arsayı geri almak için neden görevlerini yerine getirmeyen bu kamu kurumlarının yöneticilerine en küçük bir sorgulama yapamazsınız neden.

Kusura bakmayın ama bunlar bizlerde hep soru işareti olarak kalan konular ama gene sizler en güzelini bilen becerikli yetenekli ve bulunmayan insanlarsınız yaptıklarınız gelecek yüzyıllarda tarihe not edilecek ve

Unutulmayanlar listesine gireceksiniz bundan emin olabilir vicdanen de rahat olunuz!

Sizleri kutlar başarısızlıklarınızın başarıya dönüşmesini dilerim.

BULAŞIĞIN GÜCÜ

24 Ocak 2009

İ – kinci Paylaşım Savaşı sırasında yaşanan kırımlardan ders çıkarıldığı savı ile uluslararası bir örgütlenmeye gidildiği biliniyor. Milyonlarca insanın yaşamına mal olan bu paylaşım savaşı sonrasında olası kırımların, adına BM denen örgüt aracılığı ile önleneceği beklentisi yaygın bir kanı idi.

Buna karşın beklenen olmadı ve paylaşım savaşı sonrasında dünya adeta karpuz gibi iki zıt blok olarak yapılandı. Böylece soğuk savaş dönemi de kendiliğinden oluşmuş oluyordu. BM örgütünün kurulmuş olması barış adına bir umut olarak görülüyordu.

Kurulduğu günden sonra kısa sürede barış adına oluşan olumlu hava çok geçmeden umutları boşa çıkarıyordu. Kore örneğinde olduğu gibi ülkenin ikiye bölünmesi ve sonrasında yaşananlarla birlikte umutlarda iyice kayboluyordu. Yaşananları unutmak da olası değildir.

Dar kafa milliyetçiliği veya etnik yapı öne çıkarılarak çatışmalara ortam da hazırlanmış oluyordu. Diğer bölgelerde de Kore örneğinde olduğu gibi çatışmalar ve kırımlar yaşanmaya devam ediliyor.

Kağıt üzerine güzel duygu ve düşünceleri yazanlar bile, kendi yazdıkları ve ortalık yere koydukları ilkelere sadık kalamadılar. Neden mi.. Bunu yazanlar veya yazdıranlar kendi emperyal egolarını yenemediler. Günümüzde de yaşananların temelinde bu olgu yatmaktadır.

Çatışmaları önleyebilmek adına, bu örgüte bağlı olarak Barış Güçleri oluşturuldu. Burada görev alanlar, çatışmaları önlemeyi bir yana koyup adeta turist gibi gezinmeyi yeğliyorlardı. Kıbrıs’ta bunların bir diğer adı ise “paralı turisttir”.

Son olarak Filistin’de kendi binalarının saldırıya uğramasına karşın, sütü dökmüş kedi tavrını sergilemekten geri durmadılar. Üstüne üstlük bu örgütün başında bulunan kişi de bu saldırının görgü tanığıdır.

Bu örgüt, uzlaşmazlıklara çözüm bulma adına bazı kişilere de özel görev vererek uzlaşma yollarını arar oldu. Bu güne değin görev alan kişilerin sorunu çözmeyi bir yana bırakarak, daha karmaşık hale getirdikleri biliniyor. Buna ilişkin örnekleri saymakla bitiremeyiz.

Çözüm için yollara düşenler sonrasında bilerek veya kasıtlı olarak taraf olmayı yeğliyorlar. Durum bu olunca da çözümü dağların arkasında bile bulmak olanaklı olmuyor.

Kıbrıs ölçeğinde de görev yapanları değerlendirirken farklı bir durumun olmadığını rahatlıkla söyleyebiliriz. Baştan taraf olan bu kişilerin katkıları ile hazırlanmış olan ve örgütün başındaki kişinin adı ile özdeşleştirilen planların da işe yaramadığı gerçeği ile yüzleşmiş bulunuyoruz.

Geçtiğimiz yıl adada başlatılan çözüm arayışlarına ilişkin görüşmelerde açmazla karşı karşıya olduğumuzu belirtmek istiyoruz. Bu örgütün başındaki kişinin temsilcisi olan ‘özel danışman’ sıfatlı kişinin adanın güneyinde bazı önde giden Rum siyasetçilerle iş ortaklığı olduğu biliniyor.

Kıbrıs’tan gelen son haberlerde yoldaşların nefesinin de çözüme ulaşabilmek adına yetmediği belirtiliyor. Bulaşık Milletlerin affedersiniz Birleşmiş Milletlerin, yeni bir çözüm planı yapacağı veya yapması gerektiği seslendirilmeye başlandı bile.

Siyasetçilerin yoldaş olmaları, evrensel boyutta ortak görüş ve düşünce sahibi olmaları, Kıbrıs sorununu çözmelerini olanaklı kılmadı.

O halde yapılması gereken nedir diye sormaya gerek bile yoktur. Var olan yapının korunması en gerçekçi çözüm olarak karşımıza çıkmaktadır. BM’in uzun sürede çözülmeyen sorunların çözümü için yazılı olmayan böyle bir yaklaşımı olduğu biliniyor.

Avrupa Parlamentosu seçimlerinin yapılacağı Haziran ayına kadar sorun çözülemeyeceğine göre… Siyasetçilere yaşamsal önemde görevler düşmektedir. Var olan iki bölgeli, iki devletli, sınırları güvence altına alınmış bir yapıyı kabul ettirerek, gereğini yapacaklarına da inanmak istiyoruz.

Bu yapıldığı takdirde birkaç kendini bilmez diye tanımlanan kişilerin de saldırılarından Kıbrıs Türklerini korumuş olacaklardır.

Bizden anımsatması…

SEVGİ ile kalınız…

23 Ocak 2009 - Ankara -

ELAZIĞ NOTLARI - 2 -

17 Ocak 2009

Anadolu coğrafyasında kentler arsında bazı benzer ortak özellikleri bulmak olasıdır. Ortak özelliklerin başında kalelerin olduğu ve kentlerin bazılarının bu kalelerle anıldığının ve tanımlandığının da unutulmaması gerekiyor.

Elazığ iline yaşam veren Harput kalesini anmadan geçmek olanaklı değildir. Tarihi oldukça eski olan bu kale şimdiki yerleşim yeri olan kente adeta tepeden bakıyor gibidir.

Kalelerin neden böyle yüksek yerlere kurulduğunun gerekçelerini yazmaya gerek bile görmüyoruz.

Harput kalesinin, ilin kültür değerlerinin gelişmesinde ve günümüze dek taşınmasında önemli bir yerinin olduğu biliniyor. Halkın bağrından çıkan türkülerin ve uzun havaların o yöre insanının duygu ve düşüncelerini yansıttığının da unutulmaması gerekiyor.

Türk Halk Müziğinde Harput türkülerinin ayrıcalıklı bir yeri vardır. Bu değerler ilde konuya ilişkin olarak çalışmalar yapan değişik gruplarca sahiplenilerek yaşatılmaktadır.

Katıldığımız özel bir türkü gecesinde bu güzelliklerin yaşatılacağına olan inancımızın pekiştiğini de vurgulamak istiyoruz. Yaşı ilerlemiş olan ilin saygın kişilerinin bu çalışmalara öncülük ediyor olmaları, yargımızın kanıtı olmaktadır. Bizlere sundukları özel türkü ziyafetini, anılarımızda unutulmazlar arasına yazdığımızın da bilinmesini istiyoruz.

Bu nedenle, Anadolu coğrafyasının kendine özgü olan bu kültürel zenginliklerini bitirmek olanaklı değildir. Ozan Behçet Kemal Çağlar, bu nedenden olacak “Bitmez tükenmez Anadolu” söylemini dizelerine dökmüştü.

Kültürel alandaki bu güzellikleri kendi içinde barındıran Elazığ ilinde, tarihi valilik binasının yıkılmasına izin verilmeden, “Elazığ İli Kültür ve Sanat Merkezi” olarak kente kazandırılmış olmasının boşuna olmadığını bir kez daha yinelemek istiyoruz.

Elazığ İli Kültür ve Sanat Merkezinin kurulmasının öneminin bilincinde olan güzel insanlar, “Hazar Şiir Akşamları” düzenlemekten de geri durmadılar. Türk kültürünü, Harput kültürü ile birlikte harmanlayıp anılmasını sağlamışladır. Bu güzel çalışmaların il valiliği ile işbirliği yapılarak başarılması her türlü takdirin üstündedir.

Hazar Şiir Akşamları, kitaplaştırılarak araştırma yapacak olanların da hizmetine düzenli olarak sunulmaktadır. Kentte çalışmalar yapmakta olan Manas Yayın evinin de çabalarının göz ardı edilmemesi gerekiyor. İmece usulü çalışmalar yapmakta olan isimsiz ve her biri birer kahraman olan bu arkadaşlarımıza da teşekkür etmek istiyoruz.

Anadolu’nun her yöresinde, kendine özgü olan yemek kültürünün izlerini Elazığ’da da görmek olanaklıdır. Özü itibarı ile her yörede bulunabilecek olan yemekleri, yöredeki özel isimleri ile tatmanın da ayrı bir güzellik olduğunu da belirtmek istiyoruz.

Elazığ il merkezinde her noktada bulunan anıt ve heykellerden etkilendiğimizi de belirtmeden geçemeyeceğiz. Bu eserlerin yapılmış olması, ilin kültüre verdiği değerin bir göstergesi olmasının ötesindedir. Kente kattıkları güzellik ise bu işin cabasıdır.

Başkent Ankara’da bile bu kadar anıt ve heykelin olmaması acı bir gerçektir. Bundan duyduğumuz üzüntüyü anlatacak sözcüklerin henüz olmadığının da bilincindeyiz.

Biline…

Coğrafi konumu nedeniyle uzun yıllar yerleşim yeri olan Harput, şehircilik ve yerleşim yeri anlayışının değişmesi sonrasında, günümüzdeki Elazığ kenti, 1834 yılında kurulmuştur.

Harput’a 1867 yılında dönemin valisi İzzet Paşa’nın önerisi ile “Mamur’al ul Aziz” adı verilmiştir. Halk arasında söylenmesi zor olduğundan “Elaziz” olarak söylenmeye başlanmıştır.

Yüce Atatürk, 1937 yılında kente gelmiştir. Kente, azığı bol il anlamına gelen “Elazık” adı verilmiştir. Bu isim daha sonra TBMM’nin kararı ile ‘ELAZIĞ’ olarak kabul edilmiştir.

Kenti Doğu Anadolu’nun kültür merkezine dönüştürebilmek için katkı veren tüm Elazığlıları bir kez daha kutlamak istiyoruz. Bundan sonraki çalışmalarının da başarılarının sürekli olmasını diliyoruz.

SEVGİ ile kalınız…

ELAZIĞ NOTLARI - 1 -

8 Ocak 2009

Bazı olaylar vardır ki, aradan yıllar geçse bile tazeliğini ve güncelliğini belleklerde korumaktadır. Toplumun belleğinde yer etmiş olan bu tür olayları kolaylıkla unutmak olası değildir. Bu tür olayların sayısının pek çok olduğunu da söyleyebiliriz.

Geçmişte yaşanmamış bazı olayları yaşanmış gibi göstermek büyük bir marifeti gerektirmektedir. Yalan üzerine kurulan böyle bir bina, bir süre sonra kendiliğinden çöker. Bunu da hiçbir kimse önleyemez.

Yalana dayalı olarak üretilen bu senaryolar sonrasında, başlatılan özür dileme kampanyasını aymazlık ötesi bir durum olarak değerlendirmek istiyoruz. Bu davranışlar ise ihanet ötesi bir durumun göstergesi olmaktadır.

Başlatılan bu kampanya, Anadolu’nun güzel insanlarına yapılabilecek saygısızlığın en büyüğü olmaktadır. Yıllardır bu tartışmalar yapılırken aynı aymaz takımı, “galiba biz de onlara bir şeyler yaptık” diyerek olay, bu noktaya taşınmıştır. Bunu kabul etmemiz olanaklı değildir.

Toplumun belleğinde yer etmiş olan ve unutulmayan bir olayın yıldönümünde Elazığ’da idik. Bir Türk subayı olan Binbaşı Nihat İlhan, hastalara ve çatışmalarda yaralananlara sağlık dağıtmak için uğraş verirken, eşi ve çocukları gözü dönmüş Rum çetecileri tarafından hunharca öldürülerek şehit ediliyorlardı.

Suçları mı…

Bilmeyen varsa hemen söyleyelim… Türk olmak…

İşte bu katliamla başlayan saldırılar, tarihe Kanlı Noel olarak geçiyordu. Aymaz takımının bu olayı bilmemesine olanak yoktur. Buna karşın Yunanistan destekli ve İngilizlerin göz kırpması ile Rumlarca gerçekleştirilen soykırım için özür dilemelerini beklemenin boşuna olduğunun da bilincindeyiz.

Elazığ Valiliği ile belediyesinin öncülüğünde gerçekleştirilen “Şehit İlhanlar Anıtı” yöredeki tüm kurum ve kuruluştan da destek görüyordu. Bu nedenle de emeği geçenleri kutlamak istiyoruz.

Aradan 45 yıl geçmiş olmasına karşın, yaşanmış olan bu soykırım olayı belleklerde tazeliğini korumaktadır. Şimdilerde adada Barıştan ve çözümden yana olanların da geçmişte yaşanan bu olaydan ders çıkarmaları gerekiyor.

Tarihimizi bilmek gibi bir yükümlülüğümüzün olduğu gerçeği de unutulmamalıdır. Görüşme masasında bunların bilinerek oturulması durumunda, sağlıklı bir çözüme de ulaşmanın olanaklı olacağını da belirtmek istiyoruz.

Bu güne değin Anadolu coğrafyasında pek çok il ve ilçeyi görmüş bulunuyoruz. Konukseverlik konusunda bir yarışın olduğunu söylemek durumundayız. Daha iyisini yapabilmenin heyecanını, gittiğimiz yörelerde gözlemlemiş bulunuyoruz.

Bu konuda Elazığ’ın farklı bir yerinin olduğunu uçaktan indiğimiz andan itibaren hissettiğimizi belirtmek istiyoruz. Konuştuğumuz her düzeyden kişilerin, özellikle ulusal ve Elazığ’ı ilgilendiren konularda tek yürek oldukları bize biraz şaşırtıcı geldi.

Neden mi…

Daha önceleri gittiğimiz yerlerdeki yerel yöneticilerle üniversiteler arasındaki uyumsuzluk sırıtarak kendini gösteriyordu. Bu konuda çok yakınmalara tanık olduğumuzu yinelemek boynumuzun borcu olsa gerek.

Elazığ’daki bu uyum kentte huzurlu ve sağlıklı bir ortamın oluşmasına da katkı vermiştir. Uzun yıllar bu uyumun bozulmaması en içten dileğimizdir. Bu arada büyük onur duyduğumuz bir olay, kent yöneticilerinin kurum ve kuruluşlarla birlikte, kültüre yaptıkları yatırımı belirtmeden geçemiyoruz.

Elazığ’daki tarihi Hükümet Konağı yenilenerek, “Elazığ İli Kültür ve Sanat Merkezi” olarak hizmete sunulmuştur. Diğer illerde genellikle eskidiği gerekçe gösterilerek bu tür yapılar yıkılarak, yerlerine ne olduğu belirsiz binaların yapıldığı biliniyor.

Bu olay bile Elazığ halkının kültüre verdiği değerin bir göstergesi olmaktadır. Bu nedenle Elazığ’ı, Doğu Anadolu’nun kültür merkezi olarak tanımlamak bir ayrıcalık olsa gerek. Diğer etkinlikleri ve yapılmış olanları önümüzdeki hafta sizlerle paylaşacağız.

Kültüre yapılmış olan bu yatırıma katkı veren başta görevden alınmış olan il valisi Muammer Muşmal’ın şahsında tüm emeği geçenleri kutlamak istiyoruz.

Yeni bir yıla girerken 45 yıl önce Kıbrıs’ta yaşanan soykırım olayı ne yazık ki aynı günlerde Filistin’de başlatılmıştır. Dünyanın gözleri önünde acımasızca uygulanmaktadır. Çağdaş olduğunu söyleyenlerin utanacaklarını düşünmek bile istemiyoruz.

Bu koşullarda iyi bir yıl geçirmenizi istiyor ve diliyoruz.

SEVGİ ile kalınız…

02 Ocak 2009 - Ankara -