SAKLAMANIN ARTIK HİÇ FAYDASI YOK

13 Mart 2009

Sosyal ve toplumsal hayatın kan damarlarından ekonomi, 2001 yılından sonra, en güçlü krizi bir yıldan beri yaşıyor.
Siyasal iktidar, yüksek yüzdelerle oy alabilmek için, ülkenin bütün birikimlerini seçim kazanmak uğruna riske ettikten sonra, kaynak daralmaları had safhaya çıktı. Gerçi 46.6’ yı aldılar ama uygulanan yanlış politikalarla ekonomi yorgun düştü. Daha genel seçimlerin üstünden altı ay bile geçmeden ,  dış ticaret açığı, iç talebin daralması, çok ucuz ihracat yaklaşan bir krizin ayak sesleri oldu.
Saklamanın artık hiç faydası yok.
Yaz başı sayılan Haziran’ın ilk günlerinde, ekonomideki “manzara-i umumiye”/ Genel durum şöyle: İşte 2008 Haziran’ının “ekonomik resmi”…
- Devletin bütün organlarının yaşam kaynağı   vergiyi sağlayan; insan kaynaklarımıza iş-aş sağlayan; ulusal zenginliği oluşturan reel iş dünyası gerçekten büyük sıkıntıda. Artan temel ham madde fiyatlarına sermayesi yetmeyen, bütün halk kitlelerinin yaşanan büyük gizli enflasyondan dolayı alım gücünün azalması, hızla ve sürekli artan giderlerine gelirinin yetmemesi on binlerce firmayı umutsuzluğa sevketti. Her ay karşılıksız çek/senet sayısı artıyor. … Anadolu’daki esnaf dernekleri binlerce üyesinin tabelasını indirdiğini haykırıyor.
- Emekliler, tek kişi çalışan küçük memurlar, asgari ücretle çalışan milyonlarca insan, açıklanan aylık enflasyon yüzdelerine bakıp acı acı gülümsüyor. Günlük temel yaşamda esamesi okunmayan, ıvır zıvır binlerce maddenin harmanlanması sonucu çıkan ortalama resmi enflasyonun gerçekle hiç alakası yok. Yoksul ve orta direk insanının temel tüketim maddesi ekmeği, pirinci, fasulyeyi, nohudu, yağları, süt ürünlerini, gazı/tuzu alarak yüz temel maddeye göre bir ortalama alınsın bakalım; enflasyon kaç çıkar… Yıllık bazda yüzde kırkı, elliyi çoktan sollar.
- İnsanların yaşamı için “olmazsa olmaz” maddelerin başında tarım ve hayvancılık ürünleri gelir. Tarım ve hayvancılık yapan insanlar, üretim için temel girdilerine yapılan sürekli zamlarla üretim yapamaz duruma geldiler… Gerçekten perişanlar…
Sürekli akaryakıt zammı, örgütsüz üretimin getirdiği maliyetinden düşük satışlar, kuraklık köylük kesimin üretim şevkini de kırdı, umudunu da yok etti.
- Milyonlarca insan üç/beş kredi kartı arasında ayı kurtarma cambazlıkları yaparken borcu sürekli artıyor… Gerçekçi ekonomistler, ülke çapında patlayacak bir “Kredi Kartı” depreminden korkuyorlar.
2008 Haziran başının resminde görünenler sadece bunlar değil… Resim, ekonomik ve sosyal bunalımın binbir figürünü barındırıyor… Hem, bunlar yalnız benim gördüklerim, benim korkularım değil… Eminim sizler neler görüyorsunuzdur, neler neler yaşıyorsunuzdur, neler neler biliyorsunuzdur…
Bütün ekonomik ve sosyal kesimlerin iliklerinde hissettiği bu  “EKONOMİK GİZLİ AĞIR KRİZ” ,için, aile aile, kişi kişi neler yapılabilir, nasıl karşı çıkılabilir diye sorulması gereken yere geldik.
Bence yapılması gereken şu: Üyesi olduğumuz dernekler, sendikalar kanalıyla sesimizi duyurmalıyız. İktidarda olsun, muhalefette olsun bütün politikacıları uyarmalıyız. Ekonomiyi canlandıracak kaynaklar acil olarak devreye girmelidir.

Başbakan R. Tayip Erdoğan’a açık mektubumdur!

13 Mart 2009

Sayın Başbakanım,

Yaşadıklarımı ve içinde bulunduğumuz durumu size aktarmak için daha doğru bir yol bulamadım. Çünkü Türkiye nüfusunu 75 milyon diye ele alırsak size ulaşma şansım 75 milyonda 1 oluyor. Umarım bu sütunlardan size yakın birileri bu mektubu okur ve size iletir.

Küçük yaşımdan beri kendi işini kendi yapan, sorunlarının üstesinden kendi başına gelmeye çalışan bir bayan olarak 46 yaşına kadar yaşadığım olumsuzlukları anlatarak vaktinizi alamam. Bu yaşa kadar yaşadığım bütün bu olumsuzluklara rağmen ileriye hep umutla bakan biri olduğum için pek çok zorluğun üstesinden geldim. Ama ne zaman çok şükür rahat edeceğim derken yine baştan başlamak zorunda kaldım. Mazbut bir aile yaşantısından geliyorum. Ailemde her türlü görüşe sahip ve çeşitli etnik kökenden bireyler var. Yani bir çeşit Türkiye mozaği teşkil ediyor ailem. . Gerek ailemden aldığım eğitim, gerekse ilkokul, orta ve lise öğrenimlerinden edindiğim terbiye ve idealist yapımdan dolayı hiçbir zaman paraya kıymet vermedim. Benim için ülkem söz konusu olduğunda milli duygular, bireysel düşünürsek de onurlu dik duruş önce gelir. Zaten böyle olmasaydı şimdiye çoktan bende farklı bir yerde olurdum. Fanatik bir görüşe de sahip değilim. Eğer amaç yaşadığımız dünyayı daha güzel kılmaksa, torunlarımıza güzel bir gelecek bırakmaksa güzel yapılan her işi alkışlarım. Ama ülkem adına ve dünya adına bir şeyler yanlış yapılıyor ve de yaşam zorlaştırılıyorsa onu da eleştirmek en doğal hakkım.
Biliyorum eleştirilere pek hoş görülü bakmıyorsunuz. Ama hepimiz insanız. Hepimiz hata yapabiliriz. Ben karakterim gereği çok empati yaparım. Olumlu veya olumsuz bir olayda kendimi karşımdakinin yerine koyar,  “ben olsaydım ne yapardım “ diye çok düşünürüm. Lise mezunuyum. Fazla tahsil yapamadım. Ama yüksek tahsil yapıp da  sizin de gözleri var görmeyen, kulakları var duymayan  diye tabir ettiğiniz bireylerden biri değilim.  Ülkemde ve dünyada olan bitenleri yakından izliyorum. Her ne kadar sizinle aynı dünya görüşünü paylaşmasam da yapılan iyi bir çalışma gördüğümde ülkemin başbakanıyla gurur duyabilecek kadar da hazımlıyım ve aldığım terbiye bunu gerektirir.

Yaklaşık son altı aydır ülkenin içine düştüğü duruma baktığımda dehşete düşüyorum.
Çünkü daha önce yaşadığım olumsuzluklardan hep kendimi suçlayarak bireysel olarak yaptığım aptallıklara kızarak defalarca çabalarımla ayağa kalktım. Ama bu gün baktığımda geldiğim noktada yaşadığım olumsuzlukları bireysel olarak çözmem mümkün değil. Artık Türkiye’de adına global kriz, ya da dünya krizi ne derseniz deyin gelinen nokta kitlesel bir durum ve bu durumda hatayı yöneticilerimizde aramamız gayet normal bir davranış.  Zincirleme birbirine bağlı olarak aksayan işler ve bunun neticesinde ortaya çıkan özel hayatlardaki çözülemeyen sorunlar. Son altı ayda kaç kişinin gururuna yenik düşüp intihar ettiğini biliyor musunuz. Ya da kaç ailenin boşanmak üzere adliyelere akın ettiğini. Veya kaç çocuğun anne baba geçimsizliği, yokluk nedeniyle psikolojik sorunlarla karşı karşıya kaldığını ve ileriki yaşamlarına hırsız, kapkaçcı, dolandırıcı ve de fuhuş sektörü için potansiyel olabileceğini hiç düşündünüz mü.  Şimdi tüm sorunları unutup kendinizi kazanmaya endekslediniz. Oradan oraya tüm ülkeyi dolaşarak miting meydanlarında insanları size oy vermeye davet ediyorsunuz. Ama hiç düşündünüz mü o meydanlarda gelip size alkış tutan kara kaderli ülkemin kara yazgılı insanlarının ne durumda ne sıkıntı yaşadığını. Ne güzel söylüyorsunuz Aşık Mahsuni’nin “ Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana “ dörtlüğünü. Sanki siz muhalafetmişiniz de ülkeyi bu hale getiren iktidara ithaf ederek.
Peki sayın başbakanım siz hiç empati yaptınız mı. Gerçekten yiğit kuru soğana muhtaçsa bunun sorumlusu altı yıldır iktidar da olan siz misiniz, yoksa sizin kadar becerikli olmayan bizler, yani vatandaşlar mı. Cevabınızı duyuyor gibiyim. “ Global kriz, Türkiye en az etkilenen ülkelerden biri olacak. Hamdolsun bizi teğet geçecek “ diyor gibisiniz. Geçecek sayın başbakanım geçecek elbette. Ama teğet değil, delip geçecek. Arkasında onlarca ölü, henüz daha kriz  başlamadığını ifade eden yetkililerin açıklamasına göre 50 bin civarında işsiz, geleceğinden endişeli, yarınının ne olacağını düşünmek bile istemeyip günlük yaşayan binlerce genç ve de ekmek bulamayan ama sizin verdiğiniz sadakalara da onuru yüzünden tenezzül  etmeyen binlerce çocuk, kadın, evine bir ekmek götürememenin ezikliğini yaşayan bu yüzden utançla evine giremeyen babalar bırakarak geçecek. Bütün bunların vebalinden de sizin yönettiğiniz hükümet sorumlu olacak. İleride sizin torunlarınız da tarihin kara sayfalarına baktıklarında ufku dar basiretsiz yöneticiler yüzünden geleceklerinin nasıl karartıldığına şahit olacaklar. Çünkü eğer önlem alınmazsa gelecekte aile merhumu ortadan kalkmış, dinleri imanları paraya endekslenmiş, milli duygulardan uzak, örf ve ananelerini unutan  yaşamak için ezmenin hakim kılındığı, büyük balık küçük balığı yutar, düşüncesi hakim olan bir nesil yetişiyor. Gençler arasında hızla “ Dürüst çalışıp ta ne olacak, dürüstlükle bir yere varılmaz. Yemek lazım “ görüşü yaygınlaşıyor. Haberiniz ola.

Daha söyleyecek çok söz var ama hem başınızı ağrıtmamak hem de haddimi aşmamak için sizi, önce olup biteni doğrularıyla görüp mizan terazisinde herkesin hakkını verecek olan Yüce Allah’a daha sonra sağduyulu Türk seçmenine havale ediyorum.
Saygılarımla
Güldünya

TANIK ODTÜ’LÜ ÖĞRENCİLERLE NÖBETTE

13 Mart 2009

Tanık, “ODTÜ’lüler Burada, Gökçek Nerede?” diyerek nöbet tutan öğrencilere destek verdi.

Ankara - CHP Çankaya Belediye Başkan Adayı Bülent Tanık, bir süredir Güvenpark’ta “ODTÜ’lüler Nöbette, Gökçek Nerede?” sloganıyla her gün saat 14.00- 16.00 arası oturma eylemi yapan öğrencileri ziyaret etti.
ODTÜ’lü öğrenciler bir süre önce gündeme gelen ODTÜ’den yol geçirmeden ulaşım zamlarına dek çok sayıda tepki ve taleplerini “Ulaşım Çok Pahalı, Okula Nasıl Gidelim, ODTÜ’yü yıkacak mısın, İçirdiğin Zehirli Sular Yetmedi mi, Isınamıyoruz-Doğalgaz Zamları Geri Alınsın, Müşteri Değil Öğrenciyiz!” diyerek halkla paylaşıyorlar.
ODTÜ öğrencisi Çağdaş Ersoy, kente karşı duydukları sorumluluğu yerine getirmek üzere eylemi gerçekleştirdiklerini söyledi. Ankara’nın son 15 yılda gerilediğini öne süren Ersoy, bunun sorumlusunun Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek olduğunu iddia etti.
Tanık, gençlerin ülkenin geleceği olduğunu, yerel yöneticilerin kent politikalarında gençlerin ihtiyaçlarını da göz önünde bulundurmaları gerektiğini dile getirdi. Kenti bulduklarından daha iyi hale getirmeyi hedeflediklerini belirten Tanık, öğrencileri kentsel sorunlara duyarlılıklarından dolayı kutladı.
Tanık, öğrencilerin sorunlarını başkan olması halinde çözmek için çalışacağı sözünü verdi. Öğrencilerle bir süre sohbet eden Tanık, daha sonra öğrencilere veda ederek başarılar diledi.

TANIK’TAN SANATA DESTEK

13 Mart 2009

CHP Çankaya Belediye Başkan adayı Bülent Tanık, Başkent’in gözde sanat etkinliklerinden 20. Ankara Uluslararası Film Festivali açılış törenine katıldı.
Tanık; “Kuruluş sürecinde yer aldığım festivale, Mahmut Tali Hocamızın emeğine ve anılarına sahip çıkacağız.”

Ankara- CHP Çankaya Belediye Başkan adayı Bülent Tanık, Dünya Kitle İletişimi Vakfınca düzenlenen ve 10 gün sürecek olan 20. Ankara Uluslararası Film Festivali’nin DTCF Farabi Salonu’nda yapılan açılış törenine katıldı.
Bir grup sanatçı ve aydının birlikteliği ile kurulan, sinema günlerinden uluslar arası festivale taşınan süreçte yer almaktan duyduğu mutluluğu ifade eden Tanık, Vakıf Başkanı İnci Demirkol ile yaptığı sohbette seçimlerin ardından Çankaya Belediyesi olarak festivale gereken özeni göstereceklerini ifade etti.
Festivalin açılış konuşmasını birlikte yapan Festival Başkanı Can Özgün ve Vakıf Başkanı İnci Demirkol, Ankara’da fazla sayıda festival olmadığını belirterek, bu festivalin Başkente ışık tutmasını istediklerini söyledi.
Film gösterimlerine ev sahipliği yapacak Kızılay Büyülü Fener Sineması ve Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezi arasındaki güzergahta ”Sanat Sokağı” etkinliklerinin düzenleneceğini dile getiren başkanlar, bu çalışmalarla ”festival ışığını” sokağa taşımayı ve Ankaralı’nın festivali tam anlamıyla yaşamasını sağlamayı amaçladıklarını dile getirdi.
Açılış konuşmasının ardından festivalin ”Onur Ödülleri” verildi. ”Sanat Çınarı” ödülünü alan Muammer Sun, sahneye çıkmadan önce Sevda Cenap And Vakfının Akyurt çocuk korosu salona girip, bazı davetlilerin ve tiyatro sanatçılarının elini tutarak şarkı söyledi. Daha sonra çocuklarla sahneye çıkan Sun, ödülünü Prof. Dr. Oğuz Onaran’ın elinden aldı.
Fotoğraf sanatçısı İbrahim Demirel, ”Kitle İletişim Ödülü”ne değer bulunan ODTÜ GİSAM adına ödülü ODTÜ Rektör Danışmanı Belgin Ayvaşık’a takdim etti.
”Aziz Nesin Emek Ödülü”nü alan Macit Koper’e de ödülünü eski Kültür Bakanı Talat Halman sundu. Koper’in 12 Mart’a atıfta bulunarak “Sanata, sinemaya hakettiği değer verilse 12 Martlar, 12 Eylüller olmaz” diyerek bitirdiği konuşması coşkulu alkış desteğiyle karşılandı.
Tanık, tören sonunda  Koper ve Sun ile sohbet ederek katkılarından dolayı teşekkür etti.

BAYKAL ALTINDAĞ’DA

13 Mart 2009

BAYKAL EKİBİYLE BİRLİKTE ALTINDAĞ’I DOLAŞTI

(11.03.2009) –  CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, CHP  Genel Sekreteri Önder Sav, CHP Genel Başkan Yardımcıları Yılmaz Ateş, Onur Öymen, , CHP TBMM Gurup Başkanvekili Hakkı Süha Okay, Ankara Milletvekilleri Tekin Bingöl, Zekeriya Akıncı, Nesrin Baytok,  Ankara İl Başkanı Ali Yıldızlı, CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan  Adayı Murat Karayalçın, CHP Altındağ Belediye Başkan Adayı Ümit Buğdaycı ve çok sayıda partili yönetici ile birlikte Ulus Çarşısı’nda esnafı ziyaret ederek, Altındağ’ı dolaşıp halkı selamladı.

Altındağ gezisine Ulus Çarşısı’nı ziyaret ederek başlayan Baykal’a ve CHP’li heyete vatandaşların ve basının ilgisi yoğun oldu. Esnaf ziyareti sırasında esnaflar Baykal’a boş yazar kasalarını göstererek, hükümete tepkilerini dile getirdi. İş yapamamaktan ve ilgisizlikten şikayet eden esnaflara Baykal, bu yerel seçimlerde AKP’den hesabın sorulacağını söyledi.

Bazı vatandaşlar da AKP iktidarıyla birlikte daha da yoksullaştıklarını belirterek, AKP’li belediyelerin evlerini yıktığını kendilerini evsiz bıraktığını bildirdi. Baykal, partililerle birlikte Ulus Çarşısı’nda bulunan bir pastanede boza içtikten sonra otobüsle Altındağ’ı dolaşarak halkı selamladı.

Baykal: Kazanacağız

Feridun Çelik Mahallesi’nde bulunan seçim bürosu önünde de halka seslenen Baykal, “Başbakan Baykal” sloganlarıyla karşılandı. Vatandaşların bu sloganına karşılık “Şimdi belediye başkanlığı zamanı. Öyle görünüyor ki kazanacağız. Bu manzara bizi çok sevindirdi. Size yürekten teşekkür ediyorum” dedi. Halka, “Bir araya gelerek, güçlerimizi birleştirerek CHP’ye sahip çıkalım” diye seslenen Baykal, 21 Mart’ta Tandoğan Meydanı’nda yapılacak CHP mitingine herkesi davet etti.

Esnaf: Sözler tutulmadı

Ardından Siteler’e geçen CHP konvoyu burada da Siteler esnafı tarafından coşkuyla karşılandı. Ankara Mobilyacılar ve Lakeciler Odası’nı da ziyaret eden Baykal ve partili yöneticileri Oda Başkanı Ali Rıza Ercan karşıladı. Yapılan ziyaretten memnuniyet ve onur duyduklarını belirten Ercan, Siteler’in kuruluşundan itibaren büyüyerek geliştiğini ancak 2001’den bu yana yaşanan krizlerle kan kaybetmeye başladığını söyledi. Böyle bir ortamda yerel seçimlere büyük önem verdiklerini de belirten Ercan, Siteler’e verilen sözlerin hiçbirinin tutulmadığını ifade ederek, “İsteklerimizin dikkate alınmasını ve değerlendirilmesini istiyoruz. Karayalçın’ın seçilmesi halinde Siteler’in gelişeceğine inanıyorum” dedi.

‘Üretimin merkezi olacak’

Baykal da yaptığı konuşmada, bu ziyaretlerini siyasi bir ziyaret olarak görülmemesi gerektiğini ifade ederek, mobilyacılık sektörünün ve Siteler’in hızla ayağa kalkmasını umut ettiklerini ancak, tahrip edilmesine göz yumulduğunu söyledi. Baykal, Karayalçın ve Buğdaycı ile birlikte Siteler’in gereken önemi göreceğini ve yeniden üretimin merkezi olacağını sözlerine ekledi.

BAYKAL’IN ANKARA’DAKİ ESNAF GEZİSİ MİTİNGE DÖNÜŞTÜ

12 Mart 2009

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Murat Karayalçın ve Bülent Tanık’la Sakarya Caddesi’nde esnafla buluştu.

CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın dünkü mitingde “Yiğit muhtaç olmuş kuru soğana” dizelerinin de yer aldığı şiiri okumasını değerlendirirken, “Siyasetçilerin şiirler okumasını, bazen yanlışlıklar yapsalar da memnuniyetle bakıyoruz. Ama söylenen sözün bir anlamı olması lazım. Yani Mahzuni’nin o muhteşem dizelerini Başbakan’ın ağzından dinlerken herkesin aklına ‘Yiğidi kim muhtaç etmiş kuru soğana?’ diye sormak geliyor. Gerçekten Türkiye’de yiğit muhtaç olmuş kuru soğana. Yoksulun sırtına vuran vurana ama yiğidi kim muhtaç etmiş kuru soğana?” diye sordu.
Partisinin Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Murat Karayalçın, Çankaya Belediye Başkan adayı Bülent Tanık’ın yanısıra milletvekilleri ve parti yöneticileriyle birlikte seçim otobüsüyle Ankara tur una çıkan Baykal, Sakarya Caddesi esnafını ziyaret etti.
Baykal’ın, Sakarya Caddesi’ndeki yürüyüşü sırasında, vatandaşlar  “Gökçek gidecek, Karayalçın gelecek”" sloganları attı. Sakarya Caddesi’nde bir lokantanın önünde oturan Baykal, gazetecilerin sorularını da yanıtladı.
Baykal, “Yerel seçimlerde AK Parti için bir kriter dile getirdiniz. CHP için kriteriniz var mı?” ve “Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, başarısız olmanız halinde koltuğu bırakıp bırakmayacağınızı sordu. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorularına karşılık verirken, Türkiye’de iki siyaset anlayışı bulunduğuna işaret etti.
Bunlardan birinin, “kendisini iktidara göre kurguladığını” belirten ve “İktidar varsa siyaset yapar, iktidar için siyaset yapar” diyen Baykal, diğer siyaset anlayışını “siyaseti ilkeleri için yapar, prensipleri için yapar, hizmet etmek için yapar” diye tanımladı.
Baykal, şöyle devam etti:
“Bu amaçla siyaset yapan insanlar da vardır. Atatürk, İnönü, Bülent Ecevit, Süleyman Demirel siyaseti iktidara bağımlı kılmayan, iktidar olsa da olmasa da Türkiye için, bu ülkenin geleceği için kendisini görevli sayar.,
Buna karşılık bugün Sayın Tayyip Erdoğan’ın ifade ettiği anlayışa sahip çıkanlar da vardır. Biz siyaseti belli bir noktada bulunmak için değil Türkiye’yi belli bir noktada ilerletebilmek için yapıyoruz. Siyaset iktidarda da yapılır, muhalefette de yapılır. İktidar da saygın bir görevdir, muhalefet de saygın bir görevdir. Bu anlayışta olanlar için halka en etkin şekilde hizmet etmek temel anlayıştır. Bunun gereği daima yapılır. Ne olacaktı yani İsmet İnönü 1950′de seçimi kaybedince bırakacaktı, çekilecekti, ülkeyi demokrasiye taşıma konusundaki başöğretmenliğini gerçekleştirmeyecekti… Bizim anlayışımızda biz Türkiye için siyaset yapıyoruz. Biz Türkiye için muhalefet de yaparız, partinin başında da yaparız, içinde de yaparız, kenarında da yaparız. Önemli olan Türkiye’dir. Bunun için ben bu ölçüleri yapay, yanlış bir siyaset anlayışının sonucu olarak görüyorum ve önemsemiyorum.”
Başbakan Erdoğan’ın kendisine yönelik “Höşmerim yesin ama çok yemesin sonra şekeri çıkar” sözlerini de değerlendiren Baykal, de şunları söyledi:
“Ben höşmerim yiyorum ama benim şekerim gayet normal. Yani benim yediğim höşmerimden şeker yükselmiyor. Ama Başbakanın kafasında böyle bir anlayış olduğunu görüyorum. Sanıyorum Başbakanın yüksek şekeri, galiba onun çok yiyor olmasından, çok yemesinden kaynaklanıyor olabilir. Başbakan benim şekerimi bıraksın da milletin tansiyonuna baksın. Bu ekonomik kriz ortamında milletin tansiyonu çok tehlikeli şekilde yükseliyor. Görevi benim şekerime teşhis koymak değil, benim öyle bir derdim yok, milletin tansiyonuna çare bulmaktır. Kendisine hatırlatmak isterim. Milletin tansiyonunu halletmek lazım. Milletin tansiyonunu da balyozla önlemenin imkanı yok.”
Sakarya Caddesi’nden sonra Ulus’a devam eden Baykal, Ulus Çarşısı’ndaki esnafa da ziyarette bulundu. Baykal, Akman Pastanesi’nde boza içti. Burada Ankara Büyükşehir Belediye Başkan Adayı Karayalçın da Ulus’a ve kente yönelik projeleri hakkında bilgi verdi.

“ANANI AL GİT” DEMİYORUZ! ANANI DA AL 29 MART SABAHI SANDIĞA GİT!

12 Mart 2009

DOĞAN BAYRAK/ÖZEL
Seçime 18 gün kala sabah saatlerinde KIZILAY dan  Ankara gezisine başlayan C.H.P. Genel Başkanı  Deniz BAYKAL’a  , CHP GenelSekreteri Önder Sav, Ankara Milletvekilleri , İl ve İlçe  Başkanları , Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı  Murat KARAYALÇIN , Altındağ Belediye Başkanı  Ümit BUĞDAYCI katıldı.Talatpaşa Bulvarı’nda CHP Mamak Belediye Başkan Adayı Veli Gündüz ŞAHİN tarafından karşılanan Baykal ve beraberindekiler, Sıhhiye , Ulus , Talatpaşa Bulvarını izleyerek  Mamak’ı gezdiler halkla konuştular.
C.H.P. konvoyu Mamak Akdere Çeşme durağından geçerken ekonomik krizden etkilenen esnaflar Baykal’ı pankartlarla durdurdu. C.H.P. Genel Başkanı Deniz BAYKAL, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Adayı  Murat KARAYALÇIN ve Mamak Belediye Başkan Adayı Veli Gündüz ŞAHİN seçim otobüsünden  inip esnafın dertlerini dinledi. “Güzel günler yakında. Biz sizler için varız diyen C.H.P. Genel başkanı  Deniz BAYKAL ve Başkan adayları Tuzluçayıra girerken yaklaşık altı bin kişilik kalabalık tarafından yoğun bir ilgiyle karşılandılar. Deniz BAYKAL’ın   vatandaşlara hitabı ‘’Arkadaşlar, kardeşler , bacılar bu bir miting değildir , esas mitingimiz Ankara da en kısa zamanda 21.MART 2009 da büyük bir ihtimalle Tandoğan meydanında olacak’’ dedi. Baykal konuşmasında  “vatandaşa ananı da al git demiyoruz,ananı da al 29 mart günü oyunu kullan diyoruz” dedi.
Gezi sırasında Çağ Ankara Gazetesi’ne özel açıklama yapan CHP Ankara Büyükşehir Belediye Başkan adayı Karayalçın, Bentderesi’nde bulunan çiçekçilerin en büyük sorunu olan su sorunu seçilir-seçilmez  gidereceği sözünü verdi. “ dökme suyla değirmen dönmez atasözünü hatırlattı.
Aynı konuyla ilgili olara açıklama yapan Altındağ Belediye Başkan adayı Ümit Buğdaycı da  çiçekçilere yaptığı açıklamada her türlü sorunlarını çözeceği sözünü verdi.

BES; 27 Yıl Önce Çıkarılan Kıyafet Yönetmeliği Toptan Kaldırılmalıdır!

12 Mart 2009

Üniversite personelinin ve hocaların “her gün tıraş olması, kravat takması, kravatı örtecek şekilde balıkçı yaka veya benzeri süveterlerin giyilmemesi, bayan hocaların edeb-i muaşeret kuralları çerçevesinde giyinmesi”ni öngören kamu çalışanları kılık kıyafet yönetmeliği YÖK’te sakal ve kravat çıkmazına neden oldu. 1982 yılında cunta gölgesinde çıkarılan kıyafet yönetmeliğini masaya yatıran YÖK, üniversite öğretim üyelerinin kılık kıyafetlerinde esnek davranmalarını sağlamak için hukuki dayanak oluşturmak adına hukukçulardan oluşan bir komisyon kurdu.

2009- 2010 eğitim öğretim yılında ilköğretim okullarında ‘mavi önlük’ uygulaması son buluyor. Yeni uygulamayla öğrenciler ‘mavi önlük’ten kurtuluyor fakat bu kez ‘okul forması’ mecburiyetiyle karşı karşıya geliyor. Milli Eğitim Bakanlığı kendi internet sitesine çeşitli modeller koyarak velilerin beğenisine sunacakları ‘Okul Formaları” içinden en çok oy alan formayı önümüzdeki eğitim yılının resmi okul forması olarak belirleyecek. Öğretmenlere dönük kıyafet dayatması ise devam edecek.

Bağımsız Eğitimciler Sendikası (BES) tarafından İstanbul, Ankara ve İzmir’de bin 601 öğretmen ve 2 bin 105 öğrenci üzerinden yaptırdığı anket öğretmenlerin yüzde 88’inin, öğrencilerin ise yüzde 98’inin mevcut kıyafet yönetmeliğinden memnun olmadığını ve serbest kıyafet uygulamasına geçilmesini istediklerini ortaya koymuştu. Ankete göre, öğretmenlerin yüzde 88’i, öğrencilerin ise yüzde 98’i kıyafet serbestliği istemiş, serbest kıyafet uygulamasının okul disiplinini ve eğitimi tehdit edeceğine inananların sayısı ise öğretmenlerde yüzde 6, öğrencilerde ise yüzde 1’de kalmıştı.

YÖK’ün, üniversite öğretim üyelerinin kılık kıyafetlerinde esnek davranmalarını sağlamak için hukuki dayanak oluşturmaya çalışması ve Milli Eğitim Bakanlığı’nın öğretmenleri takım elbise, kıravat ve gömleğe mahkum ederek, öğrencilerde ‘mavi önlük’ uygulamasına son vererek ‘okul forması’nı zorunlu kılan yeni sistemi dayatmasını “sözde kıyafet reformu” olarak bulduklarını kaydeden Bağımsız Eğitimciler Sendikası (BES) Genel Başkanı Gürkan Avcı, “Tek tip öğrenci ve Tek tip Öğretmen ‘ profili oluşturulmaya çalışıldığını kaydederek, reformu özgürlükten, demokrasiden, eğitim psikolojisinden ve pedagojik anlayıştan nasibini almamış sözde bir reform olarak gördüklerini söyledi.

“40 derece sıcakta kıravat, ceket, gömlek ve önlük gibi giysiler giydirmenin ilkel olduğunu” söyleyen BES Genel Başkanı Gürkan Avcı, Hüseyin Çelik’in okul forması düzenlemesiyle yeni bir ilkel uygulamayı  başlatarak tek tip öğrenci görüntülerini yaşatmaya devam ettireceğini, YÖK’ün ise 27 yıl önce cunta gölgesinde çıkarılan kıyafet yönetmeliğini kısmen değil toptan kaldırması gerektiğini söyledi. 27 yıl önce çıkarılan, üniversite hocalarını, öğretmenleri ve öğrencileri tek tip kıyafet giymeye zorlayan, kıyafet kuralına uymayanları bu gün bile cezalandırmaya devam eden bu yönetmelik toptan kaldırılmalı ve hem öğrencilerin hem de öğretmenlerin serbest kıyafetlerle ve rengarenk giysilerle eğitim kurumlarına gelmesinin önü açılmalıdır” dedi.

İnsanların kendilerini rahat hissedebilmesi ve verimli çalışabilmeleri açısından kıyafet özgürlüğünün önemli olduğunu, öğrencilerin ve öğretmenlerin istediği gibi giyinebilmesi gerektiğini kaydeden Genel Başkan Gürkan Avcı, mevcut kıyafet yönetmeliği hem hocalarımızda hem de öğrencilerimizde monolitik bir kültürel kimlik kazandırıyor, dedi. Kıyafet dayatmasının kural ve disiplin oluşturduğu yönünde iddiaları yanlış ve  sakıncalı bulduğunu kaydeden Avcı, okulda, üniversitede onlarca öğrenciye ders anlatan, sürekli ayakta ve hareket halinde bulunan hocalarımızın kravat ve takım elbise zorunluluğundan kurtarılmalıdır. Kot pantolon dahil, kıyafet serbestliğine bir an önce gidilmelidir. Eğitimi ve kurum disiplinini tehdit eden unsurları kot pantolon ve serbest kıyafette aramak, ortaçağ zihniyetidir. Eğitim ve bilim özgür ortamlarda ve özgür bireylerin kafalarında yeşerir” dedi.

PAZARDA YANGIN VAR

12 Mart 2009

CHP Çankaya Belediye Başkan Adayı Bülent Tanık, pazaryerlerinde esnaf ve yurttaşları dinledi.

Ankara- CHP Çankaya Belediyesi Başkan adayı Bülent Tanık, seçim çalışmalarını yoğun bir tempoda sürdürüyor.
İlçe sınırları içerisindeki pazaryerlerini gezen Bülent Tanık, kendisini coşkuyla karşılayan pazarcı esnafı ve alış veriş yapan vatandaşlarla tokalaşarak hallerini soruyor, gündeme getirdikleri sorunları dinliyor. Sebze ve meyve fiyatlarının pahalılığından yakınan vatandaşlar buna bir çözüm bulunmasını isterken, pazarcı esnafı da satışların azlığından şikayet ediyor.
Pazarcı esnafın ve vatandaşların sorunlarının çözümü için birlikte el ele vererek üstesinden gelinebileceğini ifade eden Tanık, “Ülkede yaşanan ekonomik çöküntü hem yurttaşımızı, hem de esnafımızı son derece olumsuz bir şekilde etkiledi. 29 Mart seçimleriyle bu kötü gidişata dur demenin ilk adımlarını hep birlikte atacağız. 29 Mart aydınlık günlerin başlangıcı olacaktır” dedi.

Pazarcı esnafının daha uygun koşullarda satış yapabilmesi, vatandaşların da alışverişlerini daha rahat ortamlarda gerçekleştirebilmesi için pazaryerlerini daha çağdaş ve daha modern konumlara getirmenin gayreti içerisinde olacaklarını kaydeden Bülent Tanık, bu konuda kendilerine güvenmelerini ve destek vermelerini istedi.

1. ODTÜ ULUSLARARASI ÇAĞDAŞ DANS GÜNLERİ

10 Mart 2009

11-12-13-14  MART 2009
Organizasyon: ODTÜ Çağdaş Dans Topluluğu

Orta Doğu Teknik Üniversitesi Kültür İşleri Müdürlüğü bünyesinde etkinliklerini sürdüren ODTÜ Çağdaş Dans Topluluğu’nun düzenleyeceği festival, Türkiye’de ve yurtdışında çağdaş dans alanında üretimde bulunan sanatçıların bir araya gelecekleri, ürünlerini ve düşüncelerini paylaşacakları bir ortamın hazırlanmasını amaçlıyor.İlki 1999 yılında gerçekleşen Dans Günleri, onbirinci yılına ulaşacağı 2009 Mart ayında değişim ve etkileşim ve üretim problemleri üzerinden yola çıkarak   kurgulanmış koregorafi üretim sürecleri ve özgun tasarimlara yönelik  işlerin sunulacağı ve paylaşılacağı bir platform oluşturmayı hedefliyor. Bu noktada Türkiye’deki ve yurtdisindaki genç koreograflarin uretim surecleri ve atolye calismalari dans gunlerinin programinda agırlıkla yer almakta…     11-12-13-14 Mart 2009 tarihleri arasında gerçekleşecek festival, Ankara içi tanıtıma yönelik etkinliklere ev sahipliği yapacak olup, özel ve karma temsiller,önemli isimlerin katılımıyla birlikte ileri seviyeli dans teknik ders ve atölyeleri , film gösterimlerinin yanı sıra, gün içinde ve her akşam temsillerin ardından dans dünyasında tecrübe sahibi önemli isimlerle birlikte gerçekleşecek söyleşilerle de Ankara seyircisinin karşısına çıkmayı planlıyor.
11 MART 2009
Festival,ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi’nde sergi açılışının ardından, ODTÜ Çağdaş Dans Topluluğu karma temsilleriyle başlıyor.   Gösteri sonrasında “Türkiye’de Çağdaş Dans Festivalleri ve Çağdaş Dans Alaninda Orgutlenme Modelleri” konulu bir söyleşi gerçekleşecek.
12 MART 2009

“Ses ve Performans Günü” başlığı altında, festivalin ikinci gününde “Yol” isimli koreografisiyle sahne alacak Cansu Ergin,halen Prag’da Duncan Center Devlet Konservatuari’nda cagdas dans egitimini sürdürüyor. Eserinde yaşam boyu yürünen yolların binbir türlü zorluğu içinde, bir gün nefes almak güçleştiğinde, yaşanacak olasılıkları inceliyor.

Ceren Oran, amacı vücudu, sesi zihni mekan içinde zamana bağlı olarak farkındalığını açmak ve geliştirmek  olan “Jam Doğaç Atölyesi”’ni  vermeyi planlıyor.

Günün başka bir önemli etkinliği de, Mehmet Sander’in katılımıyla “Mehmet Sander Dance Company Repertuarı Video Gösterimi ve Söyleşisi” adı altınca gerçekleşecek.

13 MART 2009

Festival, üçüncü ve dördüncü günlerinde,“Still in progress/ İlerlemekte” temasıyla devam ediyor. Üçüncü günde özellikle, genç koreografların eserlerine yer veriliyor.
Onur Demirbasa, “Recon Heart Struction”  adlı gösterisiyle;sonu, sonu hazırlayan süreci ve bu süreçteki sancılı değişimi anlatıyor.
Performans Sanatları Araştırma ve Proje Laboratuarı  [laboratuar] ile birlikte çalışmalarına devam eden Gonca Gümüşayak’ın, “Hayalî ve Sureti” isimli solo performansı ise, bir gölge oyunu denemesi niteliğiyle hayali imgelerle gerçeklik arasında kalmış bir çocuğun hikayesi. Modern bir peri masalı ve yeni masal karakterleri yaratmayı amaçlayan bu proje içindeki çocuğu yitirmeyenlere sesleniyor.
Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi, Devlet Konservatuarı, Modern Dans Ana Sanat Dalı mezunu Yeşim Coşkun, “Sinor” adlı eseriyle seyirciyle buluşuyor. Eserini, yaşamı zorlaştıran her anlayışın, sınır’ ında yaşayan ve var olma yetisini kaybetmemek için sadece manen değil, fiziksel olarak da yaşamak için soluklanmaya ihtiyaç duyan bir kültüre, bir kadına, bir çocuğa, bir dil’e ve bir topluma ait her şeyi kontrol dışı bir çemberden çıkartma, yok sayma anlayışına karşı, bir durum projesi olarak görüyor.
Bir başka isim, Ceren Oran; festivale “Just Vonce” adlı eseriyle katılıyor. Ceren Oran, müziğiyle ve dansıyla doğaçlama olan bu eserle festivale gelme sebebini, gittikleri her yerde insanların farklı fikirlerini ölçmek ve buna göre değişen performans kalitesini görmek istemek olarak açıklıyor.
Bilge Sürmeli “Bi’TOO”ve İlkay Türkoğlu “Termistör” adlı eserlerle üçüncü günde sahne alacak diğer önemli isimlerden…
14 MART 2009
Festivalin son gününe kadar yapılmış olan tüm atölyeler, son günde önizlemeye alınıyor ve bitmesine yakın, hala yapım aşamsasında olan bir kurgunun süreci inceleniyor. Atölye sunumlarına önceliğin verildiği festivalin son gününde, süreç kavramının ,bu şekilde daha verimli incelenmesi amaçlanıyor. İngiltere’den gelen yenilikçi koreograf ve dansçı Gaby Agis, etkili bir atölye çalışması vermeyi planlıyor. Festival,son gününü, Hırvat grup Badco’nun “Solo Me” isimli gösterisiyle bitiriyor.Birbirinden ayrı olarak gelişmiş iki ayrı solo performans, Solo Me’de aynı anda sergileniyor. İki dansçının ,etraflarında değişimi bulana kadar, koreografik fontlarının farklı olması nedeniyle, süreç de farklılaşıyor ve çeşitleniyor..
Festivalin tüm günlerinde, gösteriler ardından söyleşilere yer verilecek ve gün içinde,Evren Erbatur, Serhat Kural, Mustafa Kaplan, Ayşegül Güryüksel,Irmak Altınbulak gibi deneyim sahibi isimlerle atölye çalışmaları gerçekleşecek. Ayrıca,koreografi yaratım/üretim süreçlerinin farklı disiplinlerin eklemlenişiyle zenginleştiği düşüncesinden yola çıkarak,bu sürecin mühendisvari bir düşünme biçimiyle gözlemlenmesini/ sorgulanmasını amaçlayan Atölye Algoritma, katılımcıların farklı koreografik seçimleri farklı disiplinlerin birlikteliği ile şekillenmeye ve özgün süreç/akış şemaları ve seçimleri doğrultusunda yön bulmaya devam edecek…. (Atölye Algoritma’yla ilgili ayrıntılı bilgi için, ttp://cagdasdansgunleri.blogspot.com)

Biletleri ODTÜ Çarşı ,Kütüphane , ODTÜ KKM’den temin edebilirsiniz.
Festival programındaki olası değişikliklerden haberdar olmak ve ayrıntılı bilgi edinmek için: www.cdt.metu.edu.tr

11. Dans Günleri’nde buluşmak üzere…
ODTÜ 11. ULUSLARARASI ÇAĞDAŞ DANS GÜNLERİ

11-12-13-14 MART 2009

FESTİVAL PROGRAMI

11 MART 2009

ODTÜ Kültür ve Kongre Merkezi (ODTÜ KKM)

Sergi Açılışı…………………………………………………………………17.30

ODTÜ KKM Kemal Kurdaş Salonu

ODTÜ ÇDT Karma Temsilleri…………………………………………….19.00

Söyleşi: Türkiye Çağdaş Dans Performans Örgütleme Modelleri…………20.00

ODTÜ Mezunlar Derneği Vişnelik Tesisi
Açılış Kokteyli……………………………………………………………..22.00
12 MART 2009     “SES VE PERFORMANS GÜNÜ”
ODTÜ Mimarlık Fakültesi Binası

“Jam Session”………………………………………………………………18.00

Akustik Performanslar (Ceren Oran,Cansu Ergin)…………………………19.30

Mehmet Sander Dance Company Repertuarı Video Gösterimi ve Söyleşi

13 MART 2009     “STILL IN PROGRESS  /  YOUNG CHOREOGRAPHERS”

“İLERLEMEKTE  /  GENÇ KOREOGRAFLAR”

ODTÜ KKM Kemal Kurdaş Salonu……………………………………………….18.00

Onur Demirbasa “Recon Heart Struction

Bilge Sürmeli   “Bi’TOO”

Yeşim Coşkun  “Sinor”

Gonca Gümüşayak “Hayalî ve Sureti”

Ceren Oran  “Just Vonce”

İlkay Türkoğlu “Termistör”

14 MART 2009   “STILL IN PROGRESS”  “IERLEMEKTE”

ODTÜ KKM Kemal Kurdaş Salonu…………………………………………19.00

Festival Atölye Sunumları

Atölye Algoritma “Devam”

Ayşegül Güryüksel   “Funkoma”

Gaby Agis

Kapanış Temsili

BADco  “Solo Me”………………………………………………………….20.00

Sonraki »