DOMUZ GRİBİ

Haziran 5, 2009

Ahmet GÖKSAN
a.goksan@hotmail.com

 Önümüzdeki Pazar (07 Haziran 2009) günü AB ülkelerinde Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacaktır. Sarkozy’nin Fransa’sı ile Merkel’in Almanya’sının başını çektiği Türkiye karşıtlığı her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Türkiye’nin üyeliğine sıcak baktığını söyleyen ülkelerin önde gidenleri ise yaşananları izlemekle yetiniyorlar. Bir anlamda fincancı beygirlerini üzmek veya ürkütmek istemiyorlar.
Ekonomik krizin tetiklediği ulusalcılık akımları bu ülkelerde endişenin ötesinde geçerek tehdide dönüşüyor. Ulusalcılık adına yürütülen çalışmalara kör bir oy için siyasetçilerin göz yummaları ise olayın tuzu biberi olmaktadır.
Türkiye karşıtlığı uzunca bir dönemde Kıbrıs Rumları ve Yunanistan’da iyi prim yapıyordu. Anılan ülkelerin AB üyesi olmaları sonrasında şimdilerde bu çalışmalar, samanın altından yürütülen sularla gerçekleştiriliyor. Bu yaklaşım domuz gribi gibi diğer ülkeleri de etkisi altına almaya başlamıştır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye’nin üyeliğinin gündemden düşmeyeceğini söylemek olasıdır.
Buna karşın yeni dönemde bu parlamentodan çıkan ılımlı kararları bile arar duruma geleceğimizi de belirtmek durumundayız. Şu anda buradan çıkan kararlar tavsiye niteliğinde idi. Yeni oluşacak yapı ile statünün değişmesi ve yaptırım uygulanması bile tartışılıyor.   
Genel görünümün ırkçı sağla, ılımlı sağın Avrupa Parlamentosunda egemen olacaklarını göstermektedirler. Bu ülkelerde yaşamlarını sürdürmekte olan yabancıların başta Türkler olmak üzere olumsuz yönde etkileneceklerdir. Olumsuz olmanın yanı sıra bir dizi tehlikeye de çağrı çıkaracaktır. Bu nedenle alınacak olan sonuçların son derece önemsenmesi gerekmektedir.
Bu seçimlerin sonuçlarının neden önemseniyoruz. Gelen haberler, “Türk korkusu” Avrupa anakarasını hızla sarmaktadır. Avrupa’nın yarınlarının şekilleneceği bu seçimlerde ana söylemin “Yarının Avrupa’sı ne olursa olsun, yeter ki Türkler olmasın!” olduğunu da vurgulamak durumundayız.
Bu söylemi öne çıkaranları asla küçümsememek gerekmektedir. Genel içerisinde Türkiye’yi bu gözlükle görmekte olduklarını söyleyebiliriz. Biraz ılımlı konuşanlar olabilir. Bu da geneli fazladan etkilememektedir. O zaman yapılması gereken nedir diye bir soru akla gelebilir.
Anladıkları dilden konuşmak gerekiyor dediğinizi duyar gibiyiz. Şu anda ağır aksak da olsa, yürütülmekte olan müzakerelerin durdurulması gerekmektedir. Beklemedikleri bu durum karşısında yelkenleri hemen suya indirmekle kalmayacaklar. En azından kısa süreliğine de olsa dayatmalarda bulunamayacaklardır.
Kıbrıs’ta iki lider, görüşmeleri yürütüyor gibi yaparlarken Rumlar yeni bir oyunla ortalık yere çıktılar. Bir Amerikan şirketine adanın güneybatı sahillerinde petrol ve doğalgaz arama iznini verdiler. Rumların bu davranışlarını denge politikası olarak almak veya algılamak olanaklı olmasa gerek.
Mendil büyüklüğünde olan bu ülke, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışmanın ötesine geçerek açıkça meydan okumaktadır. Aynı şekilde bugüne değin AB ülkelerinden kendilerine göre aldıkları desteği yeterli görmeyerek Birleşik Amerika Devletleri kartını da masanın üstüne koymuş oluyorlar. Müşteri kızıştırmak mı istiyorlar ne…
Bu ülkenin önde gidenlerinin belirli aralıklarla benzer yaklaşımları sergilemekten geri durmadıkları biliniyor. Belki de alışkanlık yaptı demek olasıdır. 2001 yılında benzer girişimi yaptıklarında, Türkiye bölgeye savaş gemilerini göndererek duruşunu göstermişti. Daha sonraları yapılan benzer girişimler karşısında sessiz kalınmış veya nota vermekle yetinilmiştir.
Son gelişmeler karşısında da yapılan açıklamada, Türkiye’nin bu konudaki görüşlerinin bilinmekte olduğunun vurgusu yapıldıktan sonra, “Rum yönetiminin bu çalışmaları, her şeyden önce adadaki iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere süreci ile bağdaşmamaktadır” deniliyor.
Avrupa Adalet(sizlik) Divanı’nın kararı sonrasında başlayan tartışmalar yeni boyutlar kazanıyor. İngiltere’nin adadaki Yüksek Komiseri Bay Peter Millet, “Mülkiyet sorununun bütünlüklü çözümün bir parçasıdır” diyerek ortalık yere çıktı. Bu yaklaşım geçerli ise, bütünlüklü çözümün parçası olduğuna göre görüşmelerin neden ertelendiğinin açıklanması gerekmektedir.
Bay Yüksek Komiser, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada “en önemli öncelikli konumuz Kıbrıs’ın yeniden birleşmesidir. Bu bizim desteklediğimiz bir süreçtir” diye konuşuyordu. Siyasetçilerde bu çabaya destek vermekten mülkiyet konusuna eğilmek istemiyorlar mı ne…
SEVGİ ile kalınız…

       05 Haziran 2009  -  Ankara  -
           

“DOMUZ GRİBİ” için 6 yorum var.

  1. abercrombie london , 7 Temmuz 2010 09:38

    Awesome coverage! Thanks!

    nice post

    I second albertacowpoke’s question…

    I hate guns If no guns of everyone,the world maybe well.

    Think they would read the BILL if they had to live by it?

    Well, it should be…

    Yep what.s good for the goose is good for the gander. Great idea.

    Notice that the Chinese know how to do a stimulus package, while no one in power seems to know how to do a stimulus package here in the US.

    Thanks for sharing. His music will continue to rock!

    I think you need a bit more of a story with this as this isn’t really a news story in its current form. Perhaps you could write about why you like Michael so much?

    It is hard to say such a thing is clear.

    Significant change, it is.

    I’m sorry that’s j o c not LOC.

  2. hollister uk , 13 Temmuz 2010 08:43

    think you need a bit more of a story with this as this isn’t really a news story in its current form. Perhaps you could write about why you like Michael so much?

    It is hard to say such a thing is clear.

  3. abercrombie and fitch uk , 14 Temmuz 2010 11:34
  4. ed hardy uk , 23 Temmuz 2010 16:34
  5. Abercrombie fitch outlet , 25 Temmuz 2010 13:49
  6. hollister clothing , 8 Eylül 2010 16:30

    hollister Hollister111

Bir yorum ekleyebilirsiniz