Yazar: Ahmet Ateş

Hakkında:
Yazarın web sitesi: Ahmet Ateş
Ahmet Ateş tarafından gönderilen yazılar:
NOSTALJİYLE KARIŞIK SEVGİ
6 Aralık 2008
Hani, güneş batarken dağların üzerine bıraktığı o grilik var ya , içimi ürpertir. Sanki tekrar doğacakmış gibi gelir aklıma. Halbuki, ölmeyenlerin sabahı olacak ve yeni bir güne başlayacaklardır. Nedir beni hüzünlendiren bir türlü anlayamadım? Acaba yaş ilerliyor da ondan mı. Yo… Yo …. İnsan hissettiği yaştadır ya. Hani, hep öyle diyerek avuturuz ya kendimizi. Birden aklıma eski yaşadığım köyüm geldi.Gözümün önünden bir şerit gibi geçti her şey. Gelincik tarlalarını düşündüm, iki sevgilinin bu tarlalarla el ele tutuşarak gizlice gözden kayboluşları. Ne büyük mutluluktu onlar için. Sonra köyün kenarından akan nehir geldi aklıma, şırıl şırıl gelen sesi, günbeş ışıklarının yakamoz oluşturarak sanki göz kırpıyor olması, hayvanların kıyılarına doluşarak su içmeleri, sanki bir tablo oluşturdu.Ya o kavak ağaçlarını okşayan rüzgarın sesine ne demeli, sanki şarkı mırıldanır gibi sessizliği bozardı. Sabah olunca evlerin bacalarında dumanlar tüter, tezek kokuları ile taze tandır ekmeğinin kokusu birbirine karışırdı. Tabi bu kokuyu bilmeyen tandır ekmeğinin de tadını bilmez.Birden sevgili anacığım geldi aklıma. Bizi okula yolcu edeceğim diye sabah erken ekmek pişirir, çantamıza koyardı aç kalmayalım diye. Çünkü bir şey alacak ne para vardı ne de dükkan .
Herkes yapacağı iş bilirdi. Çocuklar patika yollarda belirir, kimisinin pantolonu kısalmış, kimisinin önlüğü küçülmüş, yine de burunlarını çekerek mutlu bir şekilde okullarına koşarlardı. Çeşme başında ki kızların kıs kıs gülerek yaptıkları muhabbet ne kadar masum bir güzellikti. İçlerinde asker yolu gözleyenler de vardı. Mektuplar okunur, sevdalar paylaşılırdı.
Köyün çeşmesinin dili olsa da konuşsa , onda ne sırlar gizlidir bilseniz. Tabi benim de ilk sevdamı bu çeşme bilir. Aklıma gelince bir tuhaf olur içim.
Düşünüyorum da, köylerimizin bu yalın güzelliği ve doğası aynı duruyor mu acaba. Çünkü ben de köyüme yıllardır gitmedim. Şimdi kendi kendime söz veriyorum, ilkbaharda köyüme gideceğim ama yalnız değil. Bu güzellikleri tekrar görmek yaşamak istiyorum. Tabi ömrüm vefa ederse. Niye etmesin ki.! Hani biz hissettiğimiz yaştayız ya , sözüm ona, öyle değil mi? Öyle de dünyaya kazık çakmayacağız yani.
Birden bir ambulans sesi ile irkildim. Baktım balkondayım. Kaç saattir buradayım onu da bilmiyorum. Çoktan gecenin karanlığı çökmüş , egzoz dumanı burnumu yakıyor. Gürültü kirliliği hat safhada. Biraz da kömür kokusu karışıyor havaya , malum doğalgaza gelen zamlar halkı kömür yakmaya zorluyor. Üşüdüğümü hissettim ve içeri girdim. Radyoda bir türkü; ‘’ Ağlarsa Anam ağlar , gerisi yalan ağlar’’ yorumunu size bırakıyorum.
Eşi ve benzeri bulunmayan cennet ülkemin güzel insanları; cumhuriyetimizin 85.yıl dönümünü kutladığımız şu zamanda bize ulusal birlik ve beraberlik gerek. Bunu artık beşikteki çocuk bile anladı. Hala anlamayanların yanlışları biz Atatürkçüleri kahrediyor.Ülkemde her ne kadar ayrımcılık yapanlar varsa da, ne olursa olsun herkesi hoşgörü deryasında ve özveri doruklarında bekliyorum. Unutulmasın ki biz Türk milletine yakışan da budur.
Akıldan, bilimden, insandan, sevgiden, çocuklarımızdan ve en önemlisi de Atatürk’ten utanmanın TAM ZAMANI
