Yazar: Bülent Okutan

Bülent Okutan

Hakkında:

Yazarın web sitesi: Bülent Okutan

Bülent Okutan tarafından gönderilen yazılar:

HAMAM SEFASI

6 Aralık 2008

Başkan Bey o günlerde Başkentin yetmiş dört kilometre batısında yer alan termal kasabası Kızılcahamam’da kese yaptırıyor, keyfine bakıyordu. Partisinin ileri gelenleri ve geri gidenleri cümbür cemaat oradaydı. Zat-ı muhterem de yoğun iş temposuna mola vermek için gelmişti buraya. O gün de başladığında, diğerlerinden farksız gibi görünüyordu ama düşündüğü gibi olmadı. Hamamın şimşir tokmağı güm güm vuruldu. Danışman tellaklardan biri yanına gelmişti.
“Sayın Başbakanım haberler maalesef çok kötü” dedi. Başkan bey oturduğu kurnanın başından hafifçe doğrulup yanıt verdi. “Biliyorum.” Danışman tellak şaşkın şaşkın etrafına baktı. Demek ondan önce davranan biri daha vardı. “Hay Allah kahretsin, demek biliyor ve susuyordunuz.” Başkan bey peştemalına hırsla bir düğüm atıp ilave etti. “Üzgünüm ama onu kaybettik. Böyle olsun istemezdim.” Danışman tellak görevi icabı durumun ciddiyetini biraz daha vurgulayarak konuştu.
“Ülkede bu yaşanan olay, korkunç bir infaal yaratacaktır efendim” dedi. Başkan bey o denli karamsar bakmıyordu bu olaya, alnından akan terleri silerken yanıt verdi.
“Bu kadının böyle bir densizlik yapıp bana çatacağını biliyordum ama tüm partilinin içinde, üstelik orta yerde zamansız yakalanacağımı düşünmemiştim. Hatta dün Cuma namazında dua ettim, şu hamam sefasını kazasız belasız atlatalım diye ama, olmadı. Danışman tellak bu konuşmadan bir şey anlamamıştı, merakını daha fazla gizleyemedi.
“Hangi kadından bahsediyorsunuz sayın başkan?” diye bir soru sordu. Başkan bey böyle abuk sabuk sorulardan nefret ederdi, sesinin volümünü artırmıştı.
“Hangi kadın olduğunu bilmiyor musun kesemin efendisi? Ayşe Hanım’dan bahsediyorum. Bana lüzumsuz ve haddini aşan sorular soran MKYK üyesi olan gazeteciden” Danışman tellak apar topar takunyalarını giymeye çalıştı. Hem korkmuş hem de çok şaşırmıştı. “Sayın başkan ben size daha elim bir haber vermek için gelmiştim. Özür dilerim ama yanlış anlaşıldı.. İstanbul’da Hırant Bey’i katletmişler.” dedi boğazı düğümlenerek. Başkan Bey peştamalına bir düğüm daha atacaktı ki birden vazgeçti. “Udi Hrant mı?” diye sordu. Danışman tellak ellerini göğüs hizasında bağladı ve derin bir istim bırakıp yanıt verdi. “Hayır efendim o değil. Zaten kendileri Tatyos efendiyi müteakiben fazla yaşamamıştı.” dedi. Başkan bey yine hiddetlenmiş gözleri Mekke fincanı gibi olmuştu. “Keseci keseci adamı çıldırtma neden bahsediyorsun söyle” dedi. Danışman tellak başkanın bu çıkışından çok korkmuştu. Ya şimdi başkan ona da, “Lan artislik yapma keseci ananı da al git. Babanın da trakasını şettirme gibi bir şerzenişte bulunursa ne yapardı;  bir çuval inciri berbat etmeden hızlı hızlı  anlatmaya başladı. “Açıklayalım Başkanım, Agos Gazetesi sahibi Ermeni asıllı vatandaşımız gazeteci yazar Hrant Dink İstanbul’un  orta yerinde silahlı saldırı sonucu vurularak öldürülmüştür.” dedi ve derin bir nefes aldı. Bu arada başkan bey peştamalına bir düğüm daha atmıştı. “Bu Ayşe hanımın attığı fırçadan daha kötü oldu. Şimdi ne olacak kesecilerin efendisi” dedi. Danışman tellak efendi olayı daha fazla germemek için bir dalkavuk manevrası yaptı. “Sayın Başkanım bu gazetecilik zor iştir. Yan gelip yatma yeri değildir.” dedi. Ancak bu zamansız espriye başkan çok sinirlenmişti. Peştamalına bir düğüm daha atmak için hamle yaptığında pay kalmadığını anladı, daha da köpürmüştü. “Bas git lan artislik yapma! Yalakalığın lüzumu yok” dediğinde tellak efendi usulca kapıyı açıp bir an önce oradan sıvışmanın çaresini aramaktaydı.
Başkanın Kızılcahamam seyahati kızılca kıyamete dönüşmüştü. Dört düğüm attığı peştamalından kurtulmak istedi ama beceremedi. Kendini oradaki kanepeye bıraktı. Tüm yaşanan olumsuzluklara rağmen üzerine bir ağırlık çökmüştü, uyuyakaldı. Rüyalar görmeye başlamıştı… Rüyasında Bolu tünelinin açılış törenindeydi. Yanında İtalya Başkanı Romano Prodi vardı. Konuşmaların sonunda yanlarına bir vatandaş yaklaşmıştı. Korumaları atlatarak aralarına giren bu adam birden bire bağırmaya başlamıştı. “Sayın Başkan Bolu tünelini açacağına demokrasi ve uygarlık geçidini aç ki ülkenin girdiği karanlıklardan çıkalım. Paçan yiyorsa, halkından korkmuyorsan git de Hrant’ın cenazesine katıl.” Gibi manasız sözler söylüyordu. Bu abuk sabuk sözlere kayıtsız kalamazdı. “Lan senin ananın…’ diye başlamıştı ki birdenbire Sinyor Prodi’nin az da olsa Türkçe bildiği geldiği aklına. Göz göze geldiler sessizliği İtalyan bozdu. “Si sinyor benim yanımda biraz ayıp oluyor.” dedi. Araya İtalyanca bilen mühendislerden biri girerek yumuşatmaya çalışmıştı… “Si sinyor Prodi yanlış anlaşılmasın lütfen, Başkan bu vatandaşa şöyle demek istedi: “Lan senin anının geçmişini bilirim. Bu dağları aşmak için yıllarca çile çektim. Artık zor günler geçti ve size medeniyeti getiriyoruz; kutlu olsun.” Yani bir nevi iyi niyet temennisi velhasıl, İyo tiyamo… gibi bir şey dedi. İtalyan Başkanı konuyu anlamış ve gülmeye başlamıştı. Benim bir Türk dostum buna benzer bir söz öğretmişti. Bakalım aklımda iyi kalmış mı? Diyerek mühendis beyle İtalyanca konuşmuştu, sonra ilave etti. “Çıkmayasına incir ağacı dalina, yemeyesina hamini mamini, sonra düşersen görürsüni ananina minna..” Başkan bey bu ayıp tekerlemenin sonunu dinlememek için kulaklarını tıkamıştı ki hamamın şimşir tokmağı yeniden vurulmaya başlamıştı. Başkan bey bu kötü rüyadan silkinerek uyandı. Tüyleri diken diken olmuştu bir ürperti gelmişti üzerine…” “Allah’ım sen hayırlara tebdil et.” diyebildi. Üşümüştü, üstü açık kalmıştı..