Yazar: Melek Yılmaz

Melek Yılmaz

Hakkında:

Yazarın web sitesi: Melek Yılmaz

Melek Yılmaz tarafından gönderilen yazılar:

SAKLAMANIN ARTIK HİÇ FAYDASI YOK

13 Mart 2009

Sosyal ve toplumsal hayatın kan damarlarından ekonomi, 2001 yılından sonra, en güçlü krizi bir yıldan beri yaşıyor.
Siyasal iktidar, yüksek yüzdelerle oy alabilmek için, ülkenin bütün birikimlerini seçim kazanmak uğruna riske ettikten sonra, kaynak daralmaları had safhaya çıktı. Gerçi 46.6’ yı aldılar ama uygulanan yanlış politikalarla ekonomi yorgun düştü. Daha genel seçimlerin üstünden altı ay bile geçmeden ,  dış ticaret açığı, iç talebin daralması, çok ucuz ihracat yaklaşan bir krizin ayak sesleri oldu.
Saklamanın artık hiç faydası yok.
Yaz başı sayılan Haziran’ın ilk günlerinde, ekonomideki “manzara-i umumiye”/ Genel durum şöyle: İşte 2008 Haziran’ının “ekonomik resmi”…
- Devletin bütün organlarının yaşam kaynağı   vergiyi sağlayan; insan kaynaklarımıza iş-aş sağlayan; ulusal zenginliği oluşturan reel iş dünyası gerçekten büyük sıkıntıda. Artan temel ham madde fiyatlarına sermayesi yetmeyen, bütün halk kitlelerinin yaşanan büyük gizli enflasyondan dolayı alım gücünün azalması, hızla ve sürekli artan giderlerine gelirinin yetmemesi on binlerce firmayı umutsuzluğa sevketti. Her ay karşılıksız çek/senet sayısı artıyor. … Anadolu’daki esnaf dernekleri binlerce üyesinin tabelasını indirdiğini haykırıyor.
- Emekliler, tek kişi çalışan küçük memurlar, asgari ücretle çalışan milyonlarca insan, açıklanan aylık enflasyon yüzdelerine bakıp acı acı gülümsüyor. Günlük temel yaşamda esamesi okunmayan, ıvır zıvır binlerce maddenin harmanlanması sonucu çıkan ortalama resmi enflasyonun gerçekle hiç alakası yok. Yoksul ve orta direk insanının temel tüketim maddesi ekmeği, pirinci, fasulyeyi, nohudu, yağları, süt ürünlerini, gazı/tuzu alarak yüz temel maddeye göre bir ortalama alınsın bakalım; enflasyon kaç çıkar… Yıllık bazda yüzde kırkı, elliyi çoktan sollar.
- İnsanların yaşamı için “olmazsa olmaz” maddelerin başında tarım ve hayvancılık ürünleri gelir. Tarım ve hayvancılık yapan insanlar, üretim için temel girdilerine yapılan sürekli zamlarla üretim yapamaz duruma geldiler… Gerçekten perişanlar…
Sürekli akaryakıt zammı, örgütsüz üretimin getirdiği maliyetinden düşük satışlar, kuraklık köylük kesimin üretim şevkini de kırdı, umudunu da yok etti.
- Milyonlarca insan üç/beş kredi kartı arasında ayı kurtarma cambazlıkları yaparken borcu sürekli artıyor… Gerçekçi ekonomistler, ülke çapında patlayacak bir “Kredi Kartı” depreminden korkuyorlar.
2008 Haziran başının resminde görünenler sadece bunlar değil… Resim, ekonomik ve sosyal bunalımın binbir figürünü barındırıyor… Hem, bunlar yalnız benim gördüklerim, benim korkularım değil… Eminim sizler neler görüyorsunuzdur, neler neler yaşıyorsunuzdur, neler neler biliyorsunuzdur…
Bütün ekonomik ve sosyal kesimlerin iliklerinde hissettiği bu  “EKONOMİK GİZLİ AĞIR KRİZ” ,için, aile aile, kişi kişi neler yapılabilir, nasıl karşı çıkılabilir diye sorulması gereken yere geldik.
Bence yapılması gereken şu: Üyesi olduğumuz dernekler, sendikalar kanalıyla sesimizi duyurmalıyız. İktidarda olsun, muhalefette olsun bütün politikacıları uyarmalıyız. Ekonomiyi canlandıracak kaynaklar acil olarak devreye girmelidir.

Globalizm Çıkmazı Ekonomileri Perişan Ediyor

6 Aralık 2008

Bir “Bayram” daha yaklaşıyor… Belki, siz bu yazıyı okurken  “Bayram”ın içinde olacaksınız. Sevinmeye, sevindirmeye çalışacaksınız.
Ama, ” Bayram” denilince ben hep çocukları hatırlarım. Onlar, bayramları uzun süre özledikleri yiyeceklere, giyeceklere, harçlıklara kavuşma gibi görürler. Milyonlarca çocuk az da olsa sevinirken, milyonlarca çocuğun da gönlünün kırılacağını, hüzün yaşayacağını biliyorum… Öyle bir ekonomik fırtına esiyor ki, anneler, babalar düünden daha yoksul, daha çaresiz. Şıkır şıkır bir “Bayram” Yazısı yazmayı çok isterdim… Sözcüklerinden mutluluklar, neşeler, sevinçler fışkıracak bir “Bayram Yazısı” olmasını arzu ederdim. Yapamadım.
Karmakarışık düşünüyorum… Bir oradan, bir buradan, “Bir konuyu ele alayım, derinleştireyim” diyorum olmuyor. Zihnimde iz bırakan ne varsa, olduğu kadar, satır başlıkları ile yazayım en iyisi…
- Seksenbeş yıllık bir Cumhuriyet’in yurttaşlarıyız. Gazi Mustafa Kemal gibi “muhteşem bir önder”in yolunu, o, aramızdan ayrılana kadar sapmadan izledik. Sonra Onsuz yıllar… İsmet İnönü yılları… Sonra 1950… ve ABD’nin  dümen suyunda giden iktidarlar… “Soğuk Savaş”ın Sovyetler Birliği’nin yıkılışı ile sona ermesi… Milyarlarca dolarla, “Tek süper Güçlü Dünya” da estirilen “Globalleşme Tusinamileri”…
- “Tek süper güç”e  endekslenen dünya ekonomilerinde şimdi, “Domino Taşı yıkılmalarını izliyoruz. Yalnız izleme olsa yine iyi,  yıkılışları yaşıyoruz.
- Oysa biz, bu “Cumhuriyet Ekonomisi1ni  “Devletçi, ve Halkçı” bir doktrin ile meydana getirdik. Uzun yıllar “Karma Ekonomi” politikaları ile “Cumhuriyet’in Ekonomik birimleri”ni oluşturduk.
- Son on yılda “Serbest piyasa düzeni”  dedik…
Son on yılda “Globalizm”in, aslında bir tusinami olduğunu bilemedik ve sezemedik. Aslında, dünyada trilyonlarca dolarla pompalanan yeni kapitalizmin iletişim araçları hem bilmemizi, hem de sezmemizi önledi…
- Lütfen altını çizerek bir kez daha okuyalım. “Türkiye Cumhuriyeti Demokratik, Laik, Sosyal bir Hukuk Devletidir”…
- Gerçek anlamıyla “Liberalizm”, ağır makyajlı adıyla “Serbest piyasa düzeni”; “Demokratik, Laik, Sosyal bir Hukuk Devleti” ilkelerimizle bağdaşmaz… Hele hele “…………sosyal bir hukuk devleti” ilkesine tamamen zıttır.
- Nüfusumuzun yarısını 0 ile 25 arasındadır, dünyanın en genç nüfusuna sahip bir devletiz. Özellikle bu kitlemizin “Sosyal Devlet”in sağlamak zorunda olduğu imkanlara son derece ihtiyacı vardır.
- Başbakanımız tarafından “-Teğet geçecek” denilen ekonomik krizin artıuk içindeyiz. Fabrikalar kapanıyor, esnaf tabelalarını indiriyor, işsizlik çığ gibi artıyor. Onbinlerce çalışan işsizlik siğortasından faydalanma peşine düşmüş. Emekliler perişan, reel sektör kredisiz kalmış…
İktidarlarca izlenen ekonomik ve sosyal politikaların çıkmaz yol olduğu binlerce kez yazıldı, söylendi ama dinleyen olmadı.
Artık yaşayarak göreceğiz. Ama, umudumuzu yitirmemeliyiz. Yalnışlara demokratik haklarımızı kullanarak karşı çıkmalıyız.