BOHÇANIN YAMALISI

19 Haziran 2009

  Ahmet GÖKSAN 
a.goksan@hotmail.com

 Avrupa Parlamentosu seçimleri sonunda tamamlandı. Buna karşın başlayan tartışmalar ivme kazanarak sürdürülüyor. Önümüzdeki beş yıllık dönemde görev yapacak olan bu parlamentonun yapısı ve yapacakları da aynı şekilde tartışılacaktır. Genel kanı, oluşan bu yapının sağlıklı bir yapı olmaktan çok uzak olduğudur.  Hırs, kin ve iyi niyetten yoksun olan kişilerin üstünlük sağladıkları bir kuruluşa dönüşmüştür. Tartışmalar da bu noktada düğümlenecektir. 
AB’ne yeni alınacak olan ülkelere demokrasi dersi vermeye kalkışan bazı kişilerin, bundan böyle susmaları gerekiyor. Neden mi… Dört gün süren seçim sürecinde 388 milyonluk Avrupalıdan yalnızca yüzde 43’ü sandık başına gitmiştir. Demokrasi, özünde çoğunluk rejimi olarak kabul edildiğine göre, alınmış olan bu sonucu, ayak topu söylemi ile faul olarak okumak mı gerekiyor ne…
AB ülkelerinde sandık başına gitmeyenleri, bizde olduğu gibi tatlı su aydınları olarak tanımlamamak gerekiyor. AB fikrinin oluşamayacağına inandıklarını söyleyebiliriz. Yamalı bohça görüntüsü vermekte olan AB’nin, Birleşik Amerika Devletleri, Rusya Federasyonu, Hindistan ve diğer Latin Amerika ülkeleri karşısında her hangi bir güç oluşturamayacağını gördüler mi ne…
Almanya ve Fransa’daki iktidar partileri seçimden başarılı çıktılar.  Her iki ülkede ırkçı söylemleri öne çıkaranların da geçmişe oranla başarılı oldukları görülmüştür. İktidardaki partilerin, ırkçı söylemleri öne çıkaranlara hoşgörü ile bakmaları halinde, sonucun kan ve gözyaşı olacağını da bilmeleri gerekiyor. Yakın geçmişte yaşananların da unutulmaması gerekmektedir. Aslı dururken hiç kimsenin taklidine prim vermeyeceği gerçeğinin yaşanarak öğrenilmesine gerek olmadığının altını çizmek durumundayız.
Hollanda’daki ırkçı Özgürlük Partisinin oy patlaması yaptığı biliniyor. Bu partinin en önde gideni olan Geert Wilders,  alınan sonuçları ‘fantastik’ bulduğunu söylüyordu. Bay Wilders bunun da ötesine geçerek, Avrupa Parlamentosunu “içeriden çökertmek” amacı için seçimlere girdiklerini vurguluyordu.
AB’nin 27 ülkesinde alınan bu sonuçlar tartışılırken, bir diğer tartışma konusu ise, Türkiye’nin üyeliği konusunda yaşanıyor. Avrupa Parlamentosu Başkanı olan Alman Hans Gert Pöttering, ayrıcalıklı ortaklık önerisinde ısrar edilmesi gerektiğini belirtiyordu.
Bu ortaklığın ne tür bir ortaklık olduğunun Türkiye’de açık yüreklilikle tartışılıp konuşulması gerekmektedir. Bu ortaklık türü tam üye olunmadan kapı önünde bekletilmenin ötesindedir. Burada beklemek zorunda bırakılacak olan Türkiye’den, Brüksel’deki lahana tarlalarında oluşturacakları kararlara aynen uyması ve uygulaması istenecektir.
Üye ülkelerde seçimlere katılmayanların büyük çoğunluğunun, kendi ülke parlamentolarına yapılacak olan bu dayatmalara karşı çıktıkları için katılmadıkları bilinmektedir. Onlar üye olarak bu dayatmalara karşı duruş gösterirlerken, Türkiye’de yaşanmakta olan telaşı anlamak olanaklı değildir.
Bir dönem Alman siyasetine damgasını vurmuş olan Helmut Kohl’ün Türkiye’ye tam üyelik sözü verdiği de unutulmamıştır. İslam dünyasına olan yakınlığı nedeniyle ve köprü kurabilmek adına bu sözün verildiğini söylemek olasıdır.
Günümüzde bu yaklaşımdan hızla uzaklaşılmakta olduğu gerçeği ile yüzleşmekteyiz. Bu yaklaşımla Türkiye’ye karşı yeni bir Haçlı seferine çıkmaya hazırlanıyorlar mı ne…
Şu andaki haliyle AB’nin bir arada tutulamayacağı görülüyor. Bu kanı önde gidenlerce de kabul edilmektedir. Buna karşın yürütülmekte olan müzakerelerde açılan ve kabul edilen başlık sayısı bilinmiyor. Konuya ilişkin olarak hangi noktada durduğumuzun bilinmesi gerektiğini vurgulamak istiyoruz.
Müzakerelerde ‘enerji’ başlığının açılacağının söylenmesi sonrasında mendil büyüklüğündeki ülkenin önde gidenleri “hayır”ı bastılar. Kıbrıs adasının çevresindeki enerji kaynaklarını yasa dışı olarak müşteri kızıştırır gibi anlaşmalarla pazarlayanların, üzerine gidilmesi gerekmektedir. Onların yaptıklarını yüzsüzlük ötesi olarak değerlendirmenin yeterli olmadığının da bilinmesi zorunludur.
Bu nedenle adada orta oyununa dönmüş olan müzakere masasından zaman yitirmeden kalkmak gerekiyor mu ne…
SEVGİ ile kalınız…

DOMUZ GRİBİ

5 Haziran 2009

Ahmet GÖKSAN
a.goksan@hotmail.com

 Önümüzdeki Pazar (07 Haziran 2009) günü AB ülkelerinde Avrupa Parlamentosu seçimleri yapılacaktır. Sarkozy’nin Fransa’sı ile Merkel’in Almanya’sının başını çektiği Türkiye karşıtlığı her geçen gün yeni boyutlar kazanıyor. Türkiye’nin üyeliğine sıcak baktığını söyleyen ülkelerin önde gidenleri ise yaşananları izlemekle yetiniyorlar. Bir anlamda fincancı beygirlerini üzmek veya ürkütmek istemiyorlar.
Ekonomik krizin tetiklediği ulusalcılık akımları bu ülkelerde endişenin ötesinde geçerek tehdide dönüşüyor. Ulusalcılık adına yürütülen çalışmalara kör bir oy için siyasetçilerin göz yummaları ise olayın tuzu biberi olmaktadır.
Türkiye karşıtlığı uzunca bir dönemde Kıbrıs Rumları ve Yunanistan’da iyi prim yapıyordu. Anılan ülkelerin AB üyesi olmaları sonrasında şimdilerde bu çalışmalar, samanın altından yürütülen sularla gerçekleştiriliyor. Bu yaklaşım domuz gribi gibi diğer ülkeleri de etkisi altına almaya başlamıştır. Bu nedenle önümüzdeki dönemde Türkiye’nin üyeliğinin gündemden düşmeyeceğini söylemek olasıdır.
Buna karşın yeni dönemde bu parlamentodan çıkan ılımlı kararları bile arar duruma geleceğimizi de belirtmek durumundayız. Şu anda buradan çıkan kararlar tavsiye niteliğinde idi. Yeni oluşacak yapı ile statünün değişmesi ve yaptırım uygulanması bile tartışılıyor.   
Genel görünümün ırkçı sağla, ılımlı sağın Avrupa Parlamentosunda egemen olacaklarını göstermektedirler. Bu ülkelerde yaşamlarını sürdürmekte olan yabancıların başta Türkler olmak üzere olumsuz yönde etkileneceklerdir. Olumsuz olmanın yanı sıra bir dizi tehlikeye de çağrı çıkaracaktır. Bu nedenle alınacak olan sonuçların son derece önemsenmesi gerekmektedir.
Bu seçimlerin sonuçlarının neden önemseniyoruz. Gelen haberler, “Türk korkusu” Avrupa anakarasını hızla sarmaktadır. Avrupa’nın yarınlarının şekilleneceği bu seçimlerde ana söylemin “Yarının Avrupa’sı ne olursa olsun, yeter ki Türkler olmasın!” olduğunu da vurgulamak durumundayız.
Bu söylemi öne çıkaranları asla küçümsememek gerekmektedir. Genel içerisinde Türkiye’yi bu gözlükle görmekte olduklarını söyleyebiliriz. Biraz ılımlı konuşanlar olabilir. Bu da geneli fazladan etkilememektedir. O zaman yapılması gereken nedir diye bir soru akla gelebilir.
Anladıkları dilden konuşmak gerekiyor dediğinizi duyar gibiyiz. Şu anda ağır aksak da olsa, yürütülmekte olan müzakerelerin durdurulması gerekmektedir. Beklemedikleri bu durum karşısında yelkenleri hemen suya indirmekle kalmayacaklar. En azından kısa süreliğine de olsa dayatmalarda bulunamayacaklardır.
Kıbrıs’ta iki lider, görüşmeleri yürütüyor gibi yaparlarken Rumlar yeni bir oyunla ortalık yere çıktılar. Bir Amerikan şirketine adanın güneybatı sahillerinde petrol ve doğalgaz arama iznini verdiler. Rumların bu davranışlarını denge politikası olarak almak veya algılamak olanaklı olmasa gerek.
Mendil büyüklüğünde olan bu ülke, Türkiye’yi köşeye sıkıştırmaya çalışmanın ötesine geçerek açıkça meydan okumaktadır. Aynı şekilde bugüne değin AB ülkelerinden kendilerine göre aldıkları desteği yeterli görmeyerek Birleşik Amerika Devletleri kartını da masanın üstüne koymuş oluyorlar. Müşteri kızıştırmak mı istiyorlar ne…
Bu ülkenin önde gidenlerinin belirli aralıklarla benzer yaklaşımları sergilemekten geri durmadıkları biliniyor. Belki de alışkanlık yaptı demek olasıdır. 2001 yılında benzer girişimi yaptıklarında, Türkiye bölgeye savaş gemilerini göndererek duruşunu göstermişti. Daha sonraları yapılan benzer girişimler karşısında sessiz kalınmış veya nota vermekle yetinilmiştir.
Son gelişmeler karşısında da yapılan açıklamada, Türkiye’nin bu konudaki görüşlerinin bilinmekte olduğunun vurgusu yapıldıktan sonra, “Rum yönetiminin bu çalışmaları, her şeyden önce adadaki iki taraf arasında yürütülmekte olan kapsamlı müzakere süreci ile bağdaşmamaktadır” deniliyor.
Avrupa Adalet(sizlik) Divanı’nın kararı sonrasında başlayan tartışmalar yeni boyutlar kazanıyor. İngiltere’nin adadaki Yüksek Komiseri Bay Peter Millet, “Mülkiyet sorununun bütünlüklü çözümün bir parçasıdır” diyerek ortalık yere çıktı. Bu yaklaşım geçerli ise, bütünlüklü çözümün parçası olduğuna göre görüşmelerin neden ertelendiğinin açıklanması gerekmektedir.
Bay Yüksek Komiser, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada “en önemli öncelikli konumuz Kıbrıs’ın yeniden birleşmesidir. Bu bizim desteklediğimiz bir süreçtir” diye konuşuyordu. Siyasetçilerde bu çabaya destek vermekten mülkiyet konusuna eğilmek istemiyorlar mı ne…
SEVGİ ile kalınız…

       05 Haziran 2009  -  Ankara  -
           

BMBG’NE KIBRIS’TA NEDEN GEREK YOKTUR

2 Haziran 2009

HASAN İKİZER
hasan-ikizer@hotmail.com

Birleşmiş Milletler Barış Gücü’nün Kıbrıs’ta görev süreleri 2009 yılı Mayıs ayının sonuna doğru yapılan Güvenlik Konseyi’ndeki oylamayla altı ay daha uzatılmıştır. Türkiye Güvenlik Konseyi’ndeki oylamada karşı oy kullanmıştır. Doğrusu da budur. Çünkü şimdiki Güney Kıbrıs Rum Yönetimi 1960’da Kıbrıs’ta kurulan Türk-Rum ortak Federal Kıbrıs Cumhuriyetini temsil etmemektedir. Rum yönetimi 21 Aralık 1963’te kanlı Noel olayları sonucu Kıbrıs Cumhuriyeti’ni yıkarak Kıbrıs Türklerini ortak Kıbrıs Cumhuriyeti’nden dışlayarak, Akritas planını uygulamak suretiyle tamamen yok ederek gerçekleştirdiği soykırımla Kıbrıs’a tek başına sahip olma amacının gütmekteydi. Ancak Kıbrıs Türklerinin karşı durmaları ve direnişleri sayesinde bu düşüncelerini uygulayarak gerçekletirmekte başarısız olmuşlardır.
 Kıbrıs Türkleri ile Rumlar arasında Kıbrıs’taki çarpışmaların sürmesi can ve mal kayıplarının biran önce sonuçlanması için, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi (BMGK) 4 Mart 1964’te alınan 186 sayılı kararla Kıbrıs’a BMBG’nin gönderilmesini kararlaştırmıştır. Belirtilen tarihten itibaren de bu gücün görev süresi altı aylık sürelerle uzatılmaktadır. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti Devletinin bu oylamada oy hakkı olmadığı ve şimdilerde KKTC’de bu güçlerin görevlendirildikleri, sadece GKRY’nin izniyle alınan kararla gerçekleştirildiği için, hem geçersiz hem de Kıbrıs Cumhuriyeti yasalarına aykırı olduğundan yasal değildir. Bu kararı Kıbrıs halkının birlikte vermesi zorunludur.
 Kıbrıs’ta görevlendirilen ve her altı ayda bir görev süreleri uzatılan bu gücün maalesef Kıbrıs’ta barış ve güvenliği sağlamadıkları gibi, tek yanlı ve Rum çıkarlarını gözeterek yapmış oldukları faaliyetlerle de Kıbrıs Türklerinin her zaman karşısında olmuşlardır. Kıbrıs’ta barışı sağlayamadıkları gibi kan dökülmesinin önüne de geçememişlerdir. Türkiye’nin 1974 tarihinden itibaren Kıbrıs Cumhuriyetinin garantör bir devleti olarak yasal hakkını kullanarak Kıbrıs Barış harekatını gerçekleştirmekle Kıbrıs’a barış getirilmiş, kan dökülmesi önlenmiş 1974’den itibaren de hiç kimsenin burnu kanamamış, herhangi bir çarpışmaya da meydan verilmemiştir. Bu durum Türk askerinin Kıbrıs’ta bulunmasıyla sağlanmıştır.
 1964’den 1974 tarihine kadar 75 yaşındaki rahmetli babam Niyazi Salih köyünden Limasol kasabasına gitmek için geçmek zorunda kaldığı Rum köyünden (Pissuri) Rumlar tarafından üç kez rehin alınmış ağabeyim Orhan Niyazi(Hürbaş) sayesinde her defasında gösterdiği çabalar sayesinde kurtarılmıştır. Bunda BMBG’nin hiçbir katkısı olmamıştır.
 Yine Kıbrıs Cumhuriyeti güvenlik güçlerinde çalışmakta olan rahmetli ikiz kardeşim Hüseyin Niyazi, Kemal Mustafa Tahir Kani, İbrahim Kazım ile birlikte Baf’taki çarpışmalarda, Rum kesiminde kalan ve düşen mevzilerinden gece saklanarak kurtulmuşlar, ertesi gün sabahleyin BMBG İngiliz askerlerinden Türk kesimine geçmek isteğinde bulunmuşlar, ancak İngiliz Barış Gücü askerleri kendilerini Rumlara teslim ederek 14.02.1964’de Rumlar tarafından şehit edilmişlerdir.
 1964 yılı Ağustos ayında Erenköy çarpışmalarında yaralanan Kıbrıs Limasol Türk Kolejinden sınıf arkadaşım Oktan Havanik’in (Aktürk) kardeşi Altay Havanik (Veteriner Hekim) BMBG kuvvetleri eşliğinde Lefkoşa hastanesine tedavi edilmek üzere  götürülmekte iken, Rumların engellemesi ile BMBG askerleri tarafından, Rumlara tedavi edilmek üzere teslim edildi. Ancak Rumlar Lefkoşa Rum hastanesinde  götürdükleri Altay Havanik’in kanını son damlasına  kadar enjektörle çekerek şehit etmişlerdir.
 9 Eylül 1977 olayları başladığı zaman, 15 Kasım 1967’de Grivas komutasındaki Rum-Yunan askerlerinin stratejik bölgedeki Boğaziçi – Geçitkale köylerine saldırarak BMBG askerlerinin gözleri önünde çocuk,genç,yaşlı demeden katliam yaptılar. BMBG askerleri bunlara da engel olamamışlardır. Otuz Türk şehit edilmiştir.
 1963 ve 1974 aralığında Rumlar Kıbrıs’ta soykırıma girişerek Alaminyo atlılar, Muratağa, sandallar, Taşkent köylerinde çocuk,genç,yaşlı demeden soykırım yaptılar. Bütün bu olaylara BMBG kuvvetleri seyirci kalarak hiçbir müdahalede bulunmadılar. Savunmasız kurşuna dizilen ve soykırımla öldürülen Kıbrıs Türklerinin sayısını, yollardan köylerden toplanarak daha sonra öldürülenlerin miktarını tam olarak saptamak mümkün olmamıştır. Sadece ilk başlayan 21 Aralık 1963 Kanlı Noel olayları ile Lefkoşa Köylerinde öldürülüp, toplanarak esir kaplarına götürülenlerin sayısı 1500’ü geçmektedir. Ada’nın diğer bölgelerinde toplam katledilenlerin sayısını belirlemek  olanaksızdır.
 Bu olaylar sonucunda sadece Limasol İngiliz askeri Agrotur üslerine yakın Türk köylerinden kamyon ve arabalarla sığınan ve hayatta kalan Türklerin sayısı 10.000’dir. Bunlar arasında olan annem,babam ve ablam yapılan anlaşmalarla Türkiye’ye getirilerek daha sonra uçaklarla Kuzey Kıbrıs Türk kesimine ulaştırılmışlardır.
 Kıbrıs Türk Kültür Derneği Konferans salonunda KTKD Genel Başkanı Ahmet Göksan’la geçen yıl birlikte düzenlediğimiz basın toplantısında yapılan basın açıklamasında Cumhurbaşkanı Talat’ı istifaya davet ettiğimiz toplantı sonucunda, İHA’dan gelen TV muhabirlerinin Kıbrıs’ta yapılan müzakereler, BMBG’nin Kıbrıs’taki görevleri hakkında ne düşündüğüme ilişkin sorulara verdiğim yanıtta;Kıbrıs’ta uzun süre devam eden görüşmelerden bir sonuç alınamadığını, şimdilerde Talat’la Hristofyas arasında yapılan müzakerelerden de bir sonuç alınamayacağını, çok kısa bir sürede yapılan müzakerelerin esas ana konularda  bir anlaşmaya varılamadığını, önemsiz tali konuların görüşüldüğünü dolayısıyla sonuçtan ümitsiz olduğumu belirtmiştim.
 BMBG ile ilgili soruya verdiğim yanıtta, bu güce Kıbrıs’ta gerek olmadığını, tarafsızlığını yitirdiğini, etkin bir görev yapamadığını, Rumlardan yana taraf tuttuğunu uzun zamandır Kıbrıs’ta barışın hüküm sürmekte olduğunu, daha fazla Kıbrıs’ta görevlerinin uzatılmasına gerek duyulmadığını, ikiz kardeşimle birlikte üç arkadaşının Kıbrıs’lı  Rumlara İngiliz barış gücü askerleri tarafından teslim edilerek şehit edildiklerini açıklamıştım. (Çağ Ankara Gazetesi 10.10.2008.S.2)
 Uzun süreden beridir BMBG kuvvetlerinin Kıbrıs’ta sadece güzel havasından, suyundan, turistlik yerlerinden yararlanarak tatil yapmakta olduklarını, bu gücün görev sürelerinin uzatılmasında bir yarar ve gerek olmadığını, boşuna ekonomik yönde örgütü zayıflattıkları ve daha karışık yerlerde, çarpışmaların oluştuğu memleketlerde görevlendirilmelerinin gereği üzerinde durulmalıdır diye düşünmekteyim.

Not: Daha fazla bilgi için, Baf’ta direniş, Esat Kıratlıoğlu, Kıbrıs’ta Kanlı Noel, Doç.Dr. Abdulhaluk Çay, Kıbrıs’ta Soykırım, Harry Scott Gibbons , Unutulan bedel, Orhan S. Kilericoğlu, Tarih’te Kıbrıs, H.Fikret Alaysa kitaplarına bakılabilir.

 

Ankaralılardan Atatürk vurgusu

2 Haziran 2009

Ankara Kulübü Derneği’nin Olağan Genel Kurulu Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, Çankaya Belediyesi Eski Başkanı Muzaffer Eryılmaz, kurul yöneticileri ve çok sayıda üyenin katılımıyla Abidinpaşa Köşkü’nde yapıldı. Genel Kurul’da bir konuşma yapan Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu bu kulübün Ankara’nın daha çok gelişmesi, gelenek ve göreneklerini sonraki kuşaklara iletmek için önemli bir görevi var” dedi.

Özümüze sahip çıkmalıyız

Atatürk’ün ilkelerinin unutulmaması gerektiğini kaydeden Başkan Yaşar, “Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün ilkelerine sahip çıkmalıyız ve cemaat kültüründen uzaklaşarak özümüze sahip çıkmalıyız” dedi.

Ankara eviyle kültür tanıtımı

Ankara Kulübü Derneği tarafından yaptırılan Ankara Evi’nin uyuyan bir servet olduğunu anlatan Yaşar, “Yenimahalle Belediyesinin de katkılarıyla bu serveti gün yüzüne çıkararak kullanıma açılması için iş adamlarının da desteklerini bekliyoruz. Ankara’nın kültürünü, yemeklerini ve tarihini anlatabilmek için ihtiyacımız olan bu ev mali desteklerle hayata geçecektir. Ankara Evi’nin temel atma töreninde bu evin tamamlanması söz vermiştim ve gerçekleştirmek için tüm gücümüzle destek olacağım” diye konuştu.

Bu bina kutsal bir emanettir

1947 yılında Mustafa Kemal’in desteğiyle kurulan derneğe başkanlık  yapmanın kendisi için büyük bir şeref olduğunu söyleyen Ankara Kulübü Derneği Başkanı Bülent Kalıpçı, “Bu bina kutsal bir yuva ve kutsal bir emanettir. Bizde Atamıza yakışacak faaliyetler yapmaya gayret ediyoruz. Atamızı ağlayarak değil anlayarak anıyoruz” dedi.                                                                                                  

SAKARYA’DA DEĞİŞİM BAŞLIYOR

2 Haziran 2009

Çankaya Belediyesi, Kızılay’daki dönüşüme Sakarya’dan başladı.
 
Ankara- Çankaya Belediyesi Fen İşleri Müdürlüğü’ne bağlı ekipler, Sakarya Caddesi yaya bölgesinde düzenleme çalışmasına başladı.
Sakarya Caddesi yaya bölgesinde bakım-onarım çalışmalarını sürdüren ekipler, Kızılay’ın her noktasında yenileme çalışmalarını yapacaklarının müjdesini verdiler. Çöken yollar ve yerinden çıkmış bordür taşlarında iyileştirme yaptıklarını belirten yetkililer, vatandaşların rahatça dolaşabilmeleri için çaba gösterdiklerini dile getirdiler.
Kent halkının hayatını basitleştirecek düzenlemeleri yaptıklarını ifade eden yetkililer, çöp kutularını, elektrik direklerini boyayacaklarını, ağaç altlarını ise çiçeklendirerek göze hoş gelen bir görüntü oluşturma isteği içinde olduklarını sözlerine eklediler.
Bozuk rögar kapaklarının onarılarak kullanıma uygun hale getirildiğini

‘PHILIPS YEŞİL EV’ ANKARA’DA

2 Haziran 2009

Tüm dünyada enerji verimliliği konusunda çözümler geliştiren Philips, “Hedef:Küresel Aydınlanma” hareketine şimdi de Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü’nün (EİE) desteğiyle devam ediyor. Philips’in yeni projesi olan Philips Yeşil Ev’in Eskişehir’den sonraki durağı Ankara. 03 – 07 Haziran tarihlerinde Antares Alışveriş Merkezi’nde yer alacak olan ‘Philips Yeşil Ev’i ziyaret eden Ankaralılar bir yandan evlerinde nasıl tasarruf yapacaklarını öğrenirken bir yandan da hediyeler kazanacaklar. 

Philips, enerji verimliği bilincini yaygınlaştırmak amacıyla gerçekleştirdiği Hedef: Küresel Aydınlanma projesinin yeni etabı olan Yeşil Ev projesini bu kez de Ankara’da tanıtacak. Elektrik İşleri Etüt İdaresi Genel Müdürlüğü (EİE)’nün de katkılarıyla kurulan Yeşil Ev’i ziyaret edenler hem Philips yeşil ürünlerini yakından tanıyacak hem de bu ürünler sayesinde nasıl tasarruf edecekleri hakkında bilgi alacaklar.  

Philips Yeşil Ev’i ziyaret edenler ayrıca Philips’ten çok özel hediyeler de kazanacak. Antares Alışveriş Merkezi’nde kurulacak olan Yeşil Ev’e gelen her yüzüncü kişi Tasarruflu Ev Aydınlatma Seti’ne sahip olacak. Herkesi Yeşil Elçi olmaya davet eden Philips, enerji verimliliği ile ilgili eğitimler de verecek. Philips Yeşil Ev projesi ile ilgili tüm aşamalar www.kureselaydinlanma.com web sitesinden takip edilebilecek.

Philips Yeşil Ev’in Ankara’dan sonraki durakları ise şöyle; Samsun, Trabzon, Amasya, Kayseri, Kocaeli, Sakarya.
Philips Yeşil Ürünler ne kadar tasarruf sağlıyor?

Philips Yeşil Ev’e gelecek olanlar bir yandan evin içerisinde yer alan yeşil ürünlerin ne kadar tasarruf sağladıkları hakkında bilgi alırken bir yandan da kendi evlerinde de nasıl tasarruf yapabileceklerini öğrenecekler.

Philips Yeşil Ürünler Sağlanacak Tasarruf
Eco TV 10%
Portatif DVD Oynatıcı 10%
Ütü 20%
Eko Klasik mum ampuller kullanılan Eseo serisi 30%
Eko Klasik ampul serisi 30%
Lityum İyon bataryalı Mini Elektrik Süpürgesi 60%
Su Isıtıcı 66%
Ambisound Ev Sinema Sistemi 73%
T5 simit floresanlı Ecomoods serisi 80%
Enerji verimliliği konusunda bilinç yaratarak, bireyleri küresel ısınmayı önlemek adına harekete geçmeyi teşvik etmeyi amaçlayan Hedef Küresel Aydınlanma projesinin ilk etabında İstanbul Teknik Üniversitesi Enerji Enstitüsü ile işbirliği yapılmıştı. Proje kapsamında bireysel olarak küresel ısınmaya karşı evlerde alınabilecek en kolay, uygulanabilir ve etkili önlemlerin listesi oluşturuldu. Katılımcılar, www.kureselaydinlanma.com adresinde bulunan ve Philips yetkili bayileri ile zincir mağazalardan da tedarik edilebildikleri formu doldurarak küresel ısınmayla mücadele için evlerinde aldıkları önlemleri paylaştı. Projenin 2008’de devam ettirilen ikinci etabında ise Türkiye Bilim Merkezi Vakfı’yla işbirliği içinde ilköğretim öğrencileri arasında küresel ısınmayla ilgili bir afiş yarışması gerçekleştirildi. Birinci ve ikinci etabın sonunda 440.000 kişi projenin websitesini ziyaret etti, ayrıca 600.000 çocuğa ulaşılarak küresel ısınma ve enerji verimliliği konularında bu çocuklar bilgilendirilmiş oldu.

ETİMESGUT’TA YAŞLILARA DİNLENME EVLERİ

2 Haziran 2009

Etimesgut Belediyesi, ilçe sınırları içinde uygun görülecek alanlara dinlenme evleri yapıyor. Etimesgut Belediye Enver Demirel, dinlenme evlerine bütçe imkânları çerçevesinde en kısa zamanda başlanacağını belirtirken ‘Belediye Meclisi Yaşlılar Komisyonu’  raporu geldiği şekli ile kabul etti.

YAŞLILARA DİNLENME MEKÂNI
Belediye Başkanı Enver Demirel, ilçede yaşlıların vakitlerini değerlendirebilecekleri ve dinlenebilecekleri dinlenme mekânları olmadığının altını çizerek, bu projenin hayata geçmesi ile önemli bir eksikliği daha tamamlayacaklarını söyledi.

KOMİSYONDA GÖRÜŞÜLDÜ
Belediye Başkanı Enver Demirel, Etimesgut Belediyesi’nin Eğitim Kültür ve Sosyal etkinlikler kapsamında ilçenin uygun görülecek yerlerine yapılacak Yaşlılara Dinlenme Evleri üzerinde gerekli olan araştırmaların ilgili komisyon tarafından yapıldığını kaydetti.
 

OYUNUN ORTASI

2 Haziran 2009

Ahmet GÖKSAN
a.goksan@hotmail.com

 Kıbrıs’ta çözüme ulaşılabilme adına yapılan görüşmelerin tıkandığının artık herkesçe kabul edilmesi gerekiyor. Rumların olumsuz yaklaşımlarına karşın Kıbrıs Türkleri adına görüşmeleri yürütenler masadan kalkmamakta ısrarlı bir görüntü vermeyi yeğliyorlar. Çünkü bugüne değin uzlaşmaz taraf suçlamalarına muhatap olunuyordu. Bunu aşabilmek adına mı görüşme masasından kalkılmadığı anlaşılamamıştır.
Gelinen noktada sonsuza dek görüşme masasından kalkılmayacağı saplantısına da kapılmamak gerektiğini vurgulamak istiyoruz. Karşı tarafı, sürekli olarak Kıbrıs Türkleri ve Türkiye’ye saldırılarını devam ettiriyor. Onların saldırıları dozunu arttırarak devam ettiğine göre masada oturmanın da bir anlamının olmadığını düşünüyoruz.
Geç kalınmış olsa bile anladıkları dilin konuşulması gerekmektedir. Uslu çocuk rolü ile masada oturmak, bazı çağrışımları da beraberinde getirmektedir. Yapılan saldırılarla çözüme ulaşıldığını gören bilen varsa beri gelebilir. Evrende bunun bir tek örneği yoktur…
Kıbrıs Rum Yönetimi adına görüşmeleri yürütmekle görevli olan Papadopulos’un Dışişleri Bakanı eskisi Yorgo Yakavu, görüşmelerin duvara tosladığına inanlardan. Türkiye’nin Kıbrıs müzakerelerini olumsuz olarak etkilediğini söylemekle kalmıyor, “yürütme gücü” konusunda büyük bir anlaşmazlık olduğunu vurguluyor.
Toprak konusunda ise güneydeki Türk malları ile kuzeydeki Rum mallarının değeri konusunda uzlaşmazlık olduğunun ortalık yere çıktığı görülmektedir. Rum malları için, 30 – 50 milyar Euro, Türklere ait mallar için ise sadece 2 milyar Euro değer biçiliyor. Buradan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin topraklarının güneye göre daha değerli olduğunu da söylemek olasıdır.
BM Genel Sekreteri Ban Ki-mun, yapılmakta olan görüşmeler için taraflara ellerini çabuk tutmaları çağrısında bulunuyor. Rumların orta boy önde gidenlerinden olan Markos Kipriyanu, Londra’da verdiği konferansta, “Türkiye ile aralarındaki sorundan başka bir başka sorunları olmadığını” söylüyordu. Bu Bay istemezükcü mü oluyor ne…
Ban Ki-mun Kıbrıs’taki yürütülmekte olan görüşmelerin duvara toslamanın ötesinde tık nefes olduğunun ayırdına vardı. Bu nedenle de özel temsilcisini nabız yoklamak için arayış turlarına çıkarıverdi. Son olarak yayımlanan raporda, “Taraflar da her geçen gün çözümsüz günün sonunda anlaşmanın daha da zorlaştığını anlamış durumdalar” diyordu.
“Adadaki statükonun kabul edilemez olduğunu ve sürecin ucunun açık olamayacağının da” altını çiziyor. Kendisinden önceki mevkidaşı esmer tenli vatandaşın hazırladığı çözüm planı benzeri bir planın hazırlıklarının yapıldığının göstergesi oluyor mu ne…
Böyle bir olasılığa karşı hazırlıklı olmamız gerekiyor. Geçen defa olduğu gibi bir oldubitti ile karşılaşabiliriz. Gelinen bu noktada dışarıdan önerilecek çözüm ve baskılara karşı bir tek seçeneğimizin olduğunun söylenmesi gerekiyor. Bu da Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin tanınması ve tanıtılması seçeneğidir.  
Dimitris Hristofyas, bir yandan görüşmeleri sürdürüyor gibi bir hava verirken, diğer yandan da hiçbir diplomatik kurala uymayan saldırılarına devam ediyor. Bu davranış ve yaklaşım çok yüzlü olmakla örtüşüyor mu ne…
25 Mayıs 2009 günlü Politis gazetesinde Hristoforos Konstandinitis, “çözüm konusunda uzlaşmaz olanlar kimlerdir? Kıbrıslı Rumlar mı Türkler mi?” diye soruyordu. “Tarihi çarpıtmadığınız zaman, sana gerçeği söyler. Kıbrıs sorunu ile ilgili olarak bize önerilen çözüm planları konusunda birçok şey söylenmektedir” diye yazıyordu.
İngilizler tarafından 1947 yılında önerilen bir anayasanın Rum liderliğince reddedildiğini belirtiyor. Sonrasında ise çözüme ilişkin olarak sunulan çözüm önerilerini sıralıyor. Çözüme en yakın lider olarak da 1990 yılındaki Yorgos Vasiliu’yu gösteriyor. O dönemde Gali Fikirler Dizisi diye ortalık yere çıkan önerilerde büyük ilerlemeler kaydedildiğini de belirtmek istiyoruz.
Bir anımsatma yapmak istiyoruz. 1947 yılında önerilen anayasanın Rum liderliğince reddedilmesi sonrasında Akel’in enosis kararını partinin genel kurulunda aldırdığıdır. Bu kararın 1967 yılında albaylar cuntasının Yunanistan’da iktidara gelmesi sonrasında yinelendiğini unutmamak  gerekiyor.
Böyle kararlara imza atmış olan bir partinin başkanı ile çözüme ne kadar yakın veya uzak olabileceğimizin de sorgulanması gerekmektedir. Havanları su doldurarak zaman yitirmek cinayet işlemekle koşut oluyor mu ne…
SEVGİ ile kalınız…

 

Minik öğrenciler Yaşar’la tanıştı

2 Haziran 2009

Oğuzlar İlköğretim Okulu öğrencileri, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar’ı ziyaret etti. 4/A sınıfı öğrencileri öğretmenleri ile birlikte Yenimahalle Belediyesi’ne gelerek Başkan Yaşar’la tanıştı. Öğrenciler Yaşar’a, belediye başkanlığı ve seçim süreci hakkında sorular sordu, Yaşar öğrencilerin sorularını cevaplandırdı.

Öğrenciler önceliklerimizden

Öğrencilerin ziyaretinden büyük memnuniyet duyduğunu ifade eden Yaşar, “Öğrenciler önceliklerimizdendir. Belediye olarak, okuduğunuz okulların eksikliklerini gidermek için elimizden geleni yapmaya çalışacağız. Bununla ilgili çalışmalarımızı başlattık. Okullarınızın çevre düzenlemelerini de yapacağız. Sizler derslerinizde başarılı olacaksınız, bizler de iyi şartlar altında eğitim görmeniz için okullarınızın eksikliklerini gidereceğiz” dedi. Başkan Yaşar daha sonra minik öğrencilerle hatıra fotoğrafı çektirdi.

 

 

Minik kanaryalardan Yaşar’a ziyaret

27 Mayıs 2009

Başkent Fenerbahçeliler Alt Yapı Okulu sporcuları ve Başkent Fenerbahçeliler Derneği Başkanı Harun Ata, Yenimahalle Belediye Başkanı Fethi Yaşar’ı ziyaret etti. Minik kanaryaları ağırlamaktan büyük bir mutluluk duyduğunu belirten Yaşar, kendisinin de koyu bir Galatasaraylı olduğunu söyledi.

UEFA kupasını görmek isterim

Küçük sporcularla yakından ilgilenen Başkan Yaşar, “Galatasaray 2000 yılında Arsenal’i devirerek UEFA kupasını müzemize getirdi. Dilerim Fenerbahçe, Beşiktaş ve diğer takımlarda UEFA kupasını alarak müzelerine götürürler. Sizlerde ileride başarılı sporcular olduğunuzda UEFA kupasını almanızı istiyorum” dedi.

Hedefimiz amatör gruplar

Yenimahalle Belediyesi olarak amatör spor kulüplerine her türlü desteği göstereceklerini aktaran Yaşar, “Minik sporcularımıza desteklerimizi esirgemeyeceğiz. Çalışmalarını yapacakları gerekli alanları ve malzemeleri sağlayacağız. Onlar da başarılı olarak büyük takımlarda oynayacaklar” diye konuştu.

Yenimahalle ile çalışmak isteriz

Başkan Yaşar’dan minik sporcuların çalışmalarını sürdürebilecekleri bir alan isteyen Başkent Fenerbahçeliler Derneği Başkanı Harun Ata, “Yenimahalle Belediyesi ile çalışmak isteriz. Bize arsa tahsis edildiği takdirde hemen tesisimizi yaparız ve sporcularımızı yetiştirmeye devam ederiz” dedi.
Konuşmaların ardından Başkan Yaşar’a teşekkür plaketi verildi.

Sonraki »